Forumson

Falaka-Ömer Seyfettin Özet

Üniversiteler Katagorisinde ve Kitap Özetleri Forumunda Bulunan Falaka-Ömer Seyfettin Özet Konusunu Görüntülemektesiniz.->FALAKA forumson.com - Falaka-Ömer Seyfettin Özet Her sabah Çarşı Camii`nin arkasındaki harap zaptiye ahırlarının önünden, bir serçe sürüsü gibi, cıvıl ...


Reklamı Kapat

Go Back   Forumson > Eğitim - Üniversiteler - Sınavlar > Üniversiteler > Kitap Özetleri

Old 11-26-2008, 13:22   #1 (permalink)

Yasal UyarıArkadaşlar Lütfen Konulara Cevap Yazalım iyi veya Kötü Değerlendirelim Emeğe Saygı!
 
_ѕєηєм_'s Avatar
Bilgiler
Join Date: Nov 2008

Posts: 2,723
Konuları: 1194

Tesekkür: 0
12 Mesajina 15 Tesekkür Aldi Üye No: 5996
REP Gücü : 433
REP Puanı : 7389
_ѕєηєм_ has a reputation beyond repute_ѕєηєм_ has a reputation beyond repute_ѕєηєм_ has a reputation beyond repute_ѕєηєм_ has a reputation beyond repute_ѕєηєм_ has a reputation beyond repute_ѕєηєм_ has a reputation beyond repute_ѕєηєм_ has a reputation beyond repute_ѕєηєм_ has a reputation beyond repute_ѕєηєм_ has a reputation beyond repute_ѕєηєм_ has a reputation beyond repute_ѕєηєм_ has a reputation beyond repute
Seviye: 41 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 247 / 1013
Güç: 907 / 18121
Deneyim: 53%
İletisim

Default Falaka-Ömer Seyfettin Özet

 

FALAKA
forumson.com - Falaka-Ömer Seyfettin Özet




Her sabah Çarşı Camii`nin arkasındaki harap zaptiye ahırlarının önünden, bir serçe sürüsü gibi, cıvıl cıvıl neşeli geçerdik Okul biraz daha ileride,alçak duvarlı,oldukça geniş bir avlunun ortasında idi Bir kattı, etrafında yükselen büyük kestane ağaçlarının birbirine karışmış koyu gölgeleri bütün çatısını kaplardı Biz daha avlunun kapısından Hoca girmeden Efendinin olup olmadığını, şöyle bir bakar, anlardık:
-Abdurrahman Çelebi gelmiş mi be?
-Gelmiş, gelmiş
Abdurrahman Çelebi, Hoca Efendinin eşeğiydi Siyah, huysuz,inatçı bir hayvan Her sabah bizler gibi erkenden okula gelir, akşama kadar kalır Evlerimizden, sırasıyla getirdiğimiz kucak kucak otları, yazsa ağaçların, kışsa sol taraftaki abdestlik sundurmasının altında yavaş yavaş yerdi Ona su vermek, onu tımar etmek okulda bir ayrıcalıktı Hoca Efendiye kim yaranırsa bunu mükafat olarak kazanırdı Okulun kapısına dar, taş bir merdivenle çıkılırdı İçeri girilince ta karşı tarafta Hoca Efendinin rahlesi vardı Rahlenin önünde top yavrusu, müthiş tuhaf bir kürek gibi siyah kayışlı, ağır falaka asılı dururdu Hepimiz kırk çocuktuk Kızları birkaç ay evvel bizden ayırarak başka yere almışlardı Sınıf taksimi filan yoktuElifbeyi ,amme`yi her şeyi bir ağızdan okuyor,rakamları bir ağızdan sayıyor,bir ağızdan ilahi söylüyorduk Bütün dersimiz sıkıcı genellikle bir bestenin asla manalarını anlamadığımız güfteleriydi Hoca Efendi,ak sakallı,uzun boylu,bağırtkan bir ihtiyardı Yaz kış, her zaman cüppesiz abdest almaya hazırlanmış gibi kolları, paçaları çıplak, sıvalı,yerinde otururdu Öğleden sonra Çarşı Camii’ni süpürmeye gidip sonra hiç gelmeyen kalfa daha gençti Müezzinlik de yapıyordu Bize şeker, leblebi, keçiboynuzu, çiğdem gibi şeyler satardı
Gönen’den geldiğimiz günden beri her gün okula devam ediyordum En başta gelen zevkim falaka tutmak!Fakat bir gün Hakim Efendi ile setre pantolonlu,asık suratlı biri geldi
-Kaymakam Bey!Kaymakam Bey! dediler
Sakalsız esmer, uzun boylu, aksi birisi Kapıdan girdiği anda Hoca Efendinin işareti üzerine hepimiz ayağa kalktık Birisi çağırıyormuş gibi elini, başını sallayarak biri yerimize oturttu Hepimizi tek tek gözden geçirdi Bir kaçımızı okutmak istedi Oysa bizler tek ağızla, ahenksiz okuyamazdık Yüzünü buruşturdu Yere baktı ve başını salladı Sonra gözlerini Hoca Efendinin başında asılı duran falakayı dikti, baktı baktı Sanki ömründe ilk defa bir falaka görüyormuş gibi dikkat kesilerek öylece baktı Döndü, selam vermeden çıkarken:
-Biraz dışarı gelirmisiniz, Hoca Efendi? dedi
Hoca Efendi korkarak divan duruyor gibi kollarını önüne kavuşturarak yürüdü Hakim Efendi ile kaymakamın arkasından bahçeye çıktı Dışarıda ne konuştuklarını bilmiyorduk Ama falaka ertesi gün yine yoktu
Falaka yasak olmuş’ diyorlardı Sözde, Kaymakam Bey etmiş!
Dayak korkusu kaldırılınca bizler kırk çocuk, öyle azdık, öyle kudurduk ki Ne yaptığımızı bilmez hale geldik, artık hiç hocayı dinlemiyor, yüzüne leblebi atıyor, yalvartıyorduk
Dayaksız bizi okutamayacağını anlayan Hoca Efemdi, nihayet yine bir gün falakayı çıkardı Bu defa baş ucuna asmadı, oturduğu minderi arkasına gizledi Fakat şimdi kim kabahat ederse, eskisinden daha fena dövüyordu
Çok iyi hatırlıyorum; kırk çocuk, hepimiz birliğiz Aramızda bizi ele veren birisi çıkmıyor Hoca Efendiye karşı tek bir vücut gibi hareket eder olmuştuk Bir gün bahçede söz birliği ettik İçeride hepimiz birden esnemeye başladık Hoca Efendi de esnemeye başladı Zavallı ihtiyar oracıkta uyuyuverdi O zaman yerimizden kalkıp rahlenin üzerindeki enfiye kutusu aldık, hepimiz çektik Bütün mektebin içinde bir hapşırmalar başladı Hoca Efendi gürültüden uyanınca işi anladı Enfiyesini kimin çaldığını sordu Hep bir ağızdan ahenkle:
-Bilmiyoruz, bilmiyoruz, dedik
-Hepinizi falakaya çekeceğim
-Bilmiyoruz, bilmiyoruz!
-Kimse söylemeyecek mi?
-Bilmiyoruz ki, bilmiyoruz ki!
-Bilmiyorsunuz, öyle mi! Necip, git camiden falakayı çağır, çabuk

Beş on dakika sonra falaka geldi Korkunç bir sahne başlamıştı Sopayı biri bırakıp biri alıyordu
Artık nöbetleşe falaka tutuyorduk Hepimizi sıra dayağına çektiler O günden sonra Hoca Efendi
esneme ile hapşırmayı en büyük kabahat sanıyordu Hele hapşırmak kazara, kendiliğinden hapşıranı, ‘benimle eğleniyor musunuz?’ diye yere yıkıyor, bayıltıncaya kadar dayak atıyordu Aksi gibi benim hiç durmadan esneyeceğim geliyor, hapşırmak istiyordum Birkaç defa bunun için dayak yedim Hoca Efendi dayağı bitirince bürün kuvveti ile rahlesine vuruyor:
-bundan sonra kim hapşırırsa şart olsun ki, öldürünceye kadar döveceğim! Diye bağırıyordu
-
-Şart olsun, kim hapşırırsa
‘Şart olsun!’ Bu nasıl yemindi? Evde anneme sordum Başını salladı Gözlerini aç
-Çok büyük yemin! Dedi
-Yalan yere bu temini eden çarpılır mı?
-Hayır
-Ya ne olur?
-Daha kötü
-Nasıl?
-Karısı boş düşer
Tam anlamadım Ama bu yeminin dehşetini okulda
Okulda çocuklara bütün ayrıntıyla söyledim Artık hep, evli adamlar gibi,
Yalan doğru, bizde ‘şart olsun!’ yemine başladık ’Vallahi, billahi’ unutuldu Hoca Efendi de artık her sabah rahlesine çökerken hiç unutmuyor
- Kim hapşırırsa, şart olsun,öldürürüm! Diye tekrarlıyordu
Bir gün öğle paydosundan sonra içeri girdik
Her zamanki gibi derin bir uğultu Ben baktım Hoca Efendi dalmış güzel güzel uyuyor
Hemen aya kalktım Çocuklara dönüp, şahadet parmağımı dudaklarıma götürerek:
-Susunuz!İşaretimi verdim Seda kesildi Hepsi dikkat kesilmiş ne yapacağıma bakıyordu Gözüme rahlenin üzerinde, kapağı açık duran bir taba kadar büyük enfiye kutusu ilişmişti
Yavaşça yürüdüm,ayaklarımın ucuna basa basa yaklaştım, kutuyu aldım İçindeki enfiyelerin hepsini kitap yapraklarının arasına boşattım Kutuyu yine olduğu gibi yerine bıraktım Çocuklar çekmek için etrafıma toplandılar
-Hayır, bu defa biz çekmeyeceğiz, dedim Sonra hapşırırız Uyanır
-Ya sen ne yapacaksın?
-Görürsünüz
-Ne yapacaksın, ne yapacaksın?
-Söylemem dedim Çok güleceğiz
Öyle bir şeytanlık aklıma gelmişti ki, daha yapmadan, gülüyor, katılıyordum Çocuklar da bana bakarak gülüyorlardı Bizim gülüşmelerimizden çıkan sese Hoca Efendi uyandı Hemen kutuya baktı İçinde enfiye yok Sinirlendi
- Kim aldıysa söyleyin,şart olsun gebertirim
Hep bir ağızdan,ahenkle:
-Şart olsun, haberimiz yok! dedik
-Kim aldı? Söyleyiniz
-Bilmiyoruz, bilmiyoruz!
-Pekala, bunu size gösteririm Şimdi hapşırınca alan meydana çıkar Şart olsun, onu falakaya yıkacağım Sonra da öldürünceye kadar döveceğim
Kazara hapşıracağız diye hepimizin korkudan sesi soluğu kesilmişti
-Şart olsunAh bugün içinizden biri hapşırırsaŞart olsun,öldüreceğim
-
-Ah şart olsun,biriniz hapşırırsa
Akşam yaklaştı Hoca Efendi kollarını kapatıp, çoraplarını,mesini giydi Cüppesini omzuna aldı hep bir ağızdan,çarpım cetvelinin tekrarından sonra ilahiye başladık En sonuna doğru yanımdaki çocuğa dürterek ayağa kalktım O da kalktı Ellerimizi kaldırdık Hoca Efendi bağırdı:
Ne var?
-Abdurrahman Çelebiyi hazırlayalım mı?
-Haydi, ama çabuk!
Kapıdan çıktık Her akşam Hoca Efendinin izin verdiği iki çocuk önceden çıkar, eşeğin yularını, semerini vururdu
Taş merdiveni hızla indik Abdurrahman Çelebi yiyemediği otların üzerine uzanmış yatıyordu Tekmeleyerek yerinden kaldırdık Yularını, semerini vurduk Artık ilahi sesleri kesilmişti Ben cebimden içi enfiye dolu kağıt boruları çıkardım Usulca eğildim Abdurrahman Çelebi bir şey anlamıyordu Bu borulardan bir tanesini bütün kuvvetimle burnuna üfledim Genzine bir tabanca sıkılmış gibi şaha kalktı İkinci boruyu üfleyemedim Yularından sıkıca tuttum Sıçrata sıçrata taş merdivenin önüne doğru götürdüm Öteki çocuk yanımdan geliyor,gülmemek için sıkı sıkı eliyle ağzını tutuyordu Hoca Efendi cüppesini giymiş, ağır başlıkla,yavaş yavaş merdivenlerden iniyordu Çocukların hepsi bir kuş dizisi gibi arkasından iniyorlardı Eşek şaha kalkıyordu
- Ne olmuş bu hayvana?
- Bilmem efendim, uyuyordu
- Gemini yanlış vurmuşsunuz
- Hayır
- Getirin bakayım
Bütün çocuklar da hayretle bakıyordu Eşeği taş basamağa yaklaştırdım Tam bu esnada Abdurrahman Çelebi nezleye tutulmuş bir insan gibi ‘Pişih pişih’ diye başını sarstı, bütün çocuklar kahkahaya başladı Hoca Efendi şaşırdı Enfiyenin etkisiyle Abdurrahman Çelebi habire hapşırıyordu Ben sanki hiçbir şeyden haberim yokmuş gibi:
- Sizinle eğleniyor efendim, dedim - Halt etmişsin Daha da küstahlaştım: - Bunu da falakaya yıkmalısınız - O,o hayvan
Kahkahalarla katılan çocuklar:
-‘Falaka, falaka’ diye bağrşıyorlardıBen onlardan cesaret alarak dedim ki:
-Ama Hoca Efendi, bu gün okulda, ‘Kim hapşırırsa, şart olsun falakaya yıkacağım’dediniz Eğer Abdurrahman Çelebi’yi affederseniz karınız boş düşer
Çocuklar, ders gibi bir ağızdan ve ahenkle:
-Karınız boş düşer! Karınız boş düşer diye haykırıyorlardı
Hoca Efendi bir an şaşırdı
Bineceği zamanlar, ‘Oh benim Abdurrahman Çelebi, oh benim Abdurrahman Çelebi!’ diye diye sevgiyle okşadığı eşeğine dehşetle baktı Kapının yanından çocuğun biri içeri koşmuş falakayı, değneği çıkartmıştı Abdurrahman Çelebicik düzensiz aralıklarla durmadan hapşırıyordu, burnunu yere sürmek istiyordu
Falaka, değnek, elden ele Hoca Efendinin önüne kadar geldi Çocuklar gülmekten katılıyorlardı Karınız boş düşer! Karınız boş düşer! diye ahenkle durmadan tekrarlıyorlardı Çocuklara mı, eşeğe mi, neye kızdığını bilmeyen Hoca Efendi,elinde olmadan:
-Yıkınız! emrini verdi
Belki yirmi çocuk Abdurrahman Celebi’nin başına üşüştü Uzun bir uğraşmadan sonra yere yapıştırdık! Arka ayaklarını falakaya taktık Hoca Efendi sopayı eline aldı Nallar gibi ‘tak tak’ vurmaya başladı Eşek debeleniyor, çocuklar bağırıyor, gülüyor, naralar atıyorlardı Müthiş bir gürültü Ansızın arkadan bir çocuk:
-Kaymakam Bey! diye bağırdı
Hepimiz sustuk Yüzümüzü avlu kapısına çevirdik; siyah pantolonlu, kırmızı fesli, ekşi suratlı bir adamSağında solunda birer koltuk görevlisi, dimdik öylece duruyordu -Ne oluyor, Hoca Efendi? diye sordu
-
Hoca Efendi fena halde şaşaladı Önüne baktı Değnek elinden düştü Falakayı tutanlar ise bıraktılar Kurtulan, ürkmüş zavallı eşek çifte ata ata, kestane ağaçlarının altına doğru kaçıyor,avazı çıktığı kadar anırıyordu Kaymakam avluya girdi Yavaş yavaş yürüdü Okulun önüne geldi Kaşlarını çatarak hiddetle tekrar sordu:
Hoca Efendi fena halde şaşaladı Önüne baktı Değnek elinden düştü Falakayı tutanlar ise bıraktılar Kurtulan, ürkmüş zavallı eşek çifte ata ata, kestane ağaçlarının altına doğru kaçıyor,avazı çıktığı kadar anırıyordu Kaymakam avluya girdi Yavaş yavaş yürüdü Okulun önüne geldi Kaşlarını çatarak hiddetle tekrar sordu:
- Ne yapıyordunuz?
- Şey efendim

Hoca Efendi kekeliyordu
- Ne?
- Şart etmiştim
- Ne demek?
- Hapşıran için
- Ne hapşıranı?
- Eşek hapşırdı
- Eşek mi hapşırdı?
- !
- !!!
-Çocuklar, hem hapşırıyor, hem gülüyordu Kaymakam, ağır başlılığına dokunan bu arsızlığa hiddetlendi Isıracak gibi dişlerini göstererek:
-Defolun bakıyım oradan, terbiyesizler! dedi
Biz korktuğumuz için, hemen sustuk

Sonra şaşkın,perişan halde yere bakan Hoca Efendiye döndü:
-Benimle beraber geliniz
-Kaymakam önde, koltuk görevlileriyle Hoca Efendi arkada, çıkıp gittiler
Bu olup bitenlerden sonra, okulda ne falaka gördük, nede Hoca Efendiyi!
Şimdi kimi hapşırırken görsem,küçükken yaptığım bu tuhaf muzipliği hatırlarım Gülümserim Kalbimde belirsiz tuhaf bir acı sızlar Benim yaptıklarımdan dolayı hocalıktan kovulan, ihtimal aç kalan bu ak sakallı,fakır ihtiyarın zavallı hayali karşıma dikilir Aradan zaman geçtikçe hafifleyecek yerde, daha da büyüyen bir vicdan azabı duyarım
Fakat
Fakat, bunun gibi, hayattaki her gülünç şeyin altında görünmez bir acı gerçek yok mudur?
__________________
İmZaaaZZzzzaaaa:):):)):)
_ѕєηєм_ is offline   Reply With Quote

Sponsored Links
Reply

Bookmarks

Tags
falakaÖmer, seyfettin, özet


Currently Active Users Viewing This Thread: 1 (0 members and 1 guests)
 
Thread Tools
Display Modes

Posting Rules
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is On
Smilies are On
[IMG] code is On
HTML code is Off
Trackbacks are Off
Pingbacks are On
Refbacks are On

Forum Jump

Similar Threads
Thread Thread Starter Forum Replies Last Post
Pembe İncili Kaftan-Ömer Seyfettin ÖZet _ѕєηєм_ Kitap Özetleri 0 11-26-2008 13:21
Ömer Seyfettin - Kaşağı Yaso Türk Dili ve Edebiyat 0 03-29-2008 22:24
Ömer Seyfettin - Külah Yaso Türk Dili ve Edebiyat 0 03-29-2008 22:24
Ömer Seyfettin - Bomba LeGoLaS Kitap Özetleri 0 03-10-2008 19:18
Kaşağı=Ömer Seyfettin нüzüη Kitap Özetleri 0 01-28-2008 10:55


All times are GMT +3. The time now is 23:57.


Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.

Website Statistics
Toplist
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir, yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız doganinternet@hotmail.com email adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to doganinternet@hotmail.com

DMCA.com