Forumson

Kitabın asıl adı "Kitab-ı Dede Korkut Ala Lisan-ı Taife-i Oğuzan" dır. Anlamı Oğuzlar

Üniversiteler Katagorisinde ve Kitap Özetleri Forumunda Bulunan Kitabın asıl adı "Kitab-ı Dede Korkut Ala Lisan-ı Taife-i Oğuzan" dır. Anlamı Oğuzlar Konusunu Görüntülemektesiniz.->Kitabın asıl adı "Kitab-ı Dede Korkut Ala Lisan-ı Taife-i Oğuzan" dır Anlamı Oğuzların Diliyle Dede Korkut Kitabı’dır Kitap on iki ...


Reklamı Kapat

Geri git   Forumson > Eğitim - Üniversiteler - Sınavlar > Üniversiteler > Kitap Özetleri

Alt 03-11-2008, 14:11   #1 (permalink)
Operator

Yasal UyarıArkadaşlar Lütfen Konulara Cevap Yazalım iyi veya Kötü Değerlendirelim Emeğe Saygı!
 
Yaso - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jan 2008

Mesajlar: 32,319
Konuları: 30839

Tesekkür: 3
481 Mesajina 1044 Tesekkür Aldi Üye No: 28
REP Gücü : 1000
REP Puanı : 27049
Yaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond repute
Seviye: 92 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 3438 / 3438
Güç: 10773 / 45702
Deneyim: 70%
İletisim

Standart Kitabın asıl adı "Kitab-ı Dede Korkut Ala Lisan-ı Taife-i Oğuzan" dır. Anlamı Oğuzlar

 

Kitabın asıl adı "Kitab-ı Dede Korkut Ala Lisan-ı Taife-i Oğuzan" dır Anlamı Oğuzların Diliyle Dede Korkut Kitabı’dır Kitap on iki destansı hikaye ve bir mukaddimeden oluşmuştur
forumson.com - Kitabın asıl adı "Kitab-ı Dede Korkut Ala Lisan-ı Taife-i Oğuzan" dır. Anlamı Oğuzlar
Hikayeler Kuzeydoğu Anadolu dolaylarındaki Müslüman Oğuzların hayatını anlatır Fakat destanlar İslamiyet öncesi dönemden de izler taşımaktadır Bu yüzden destanların oluşmasının daha erken evrelerde olduğu tahmin edilmektedir Kitapta, Salur Kazan ve Bayındır Han gibi kahramanların, mekanın ve zamanın ortak oluşuyla ve her hikayede Dede Kokut’un ortaya çıkışıyla on iki hikaye birbirine bağlanır Bugün elimizdeki iki nüshanın Akkoyunlu Devleti’nin çökmeye başladığı dönemlerde yazıya geçirildiği tahmin edilmektedir Nüshalardan biri tamdır ve Almanya Dresten Kitaplığı’nda bulunmaktadır Altı hikayenin bulunduğu eksik bir nüsha ise Vatikan’dadır

Nüshalar üzerine ilk incelemeyi Alman Türkiyatçı Fr Von diez Tepegöz Destanı’nı Almanca’ya çevirerek yapmıştır Kilisli Rıfat (1916, eski yazı ile), Orhan Şaik Gökyay (1938) ve Muharrem Ergin (1958) de kitabı yurdumuzda yayınlamışlardır Bu sitedeki incelemelerde Muharrem Ergin’in yayınlamış olduğu kitap baz alınacaktır
Dede Korkut’un destanların ilk anlatıcısı olduğu tahmin edilmektedir Hikayelerde veli bir kişi olarak ortaya çıkar Oğuzlar önemli meseleleri ona danışırlar Keramet sahibi olduğuna inanılır Gelecekten haberler verdiği söylenir Ozan ve kamdır Kopuz çalıp, hikmetli sözler söyler Kopuzuna da kendine duyulduğu gibi saygı duyulurOğuzname’de, Dede Korkut’un 295 yıl yaşadığı ve Hz Muhammed’e elçi olarak gönderildiği anlatılmaktadır Oğuz Han’a vezirlik yapmış olduğu da düşünülmektedir

Korkut kelimesinin “kork-” fiil kökünden türemiş olma ihtimalinin yanı sıra Arapça kökenli olup elçi manasına gelmesi de mümkündür Her iki ihtimalde de ‘Korkut’ kelimesinin bir lakap, bir unvan olduğu görülmektedir “Dede” kelimesinin ise ecdat manasında kullanıldığı tahmin edilmektedir Fakat destanlarda daha çok halk arasında büyük hürmet ve kutsallık kazanmış halk bilgini anlamında kullanılmıştır

Dede Korkut’un gerçek ismi, hayatı, yaşadığı çağ ve coğrafyayı kesin olarak aydınlatmak eldeki kaynaklar ve rivayet ile mümkün değildir Destanlardan çıkarılabildiği kadarıyla ise Dede Korkut’un kişiliği iki şekildedir; 1- Kutsal Kişiliği , 2- Bilge Kişiliği Başka kaynaklarda devlet adamı kişiliğinin de bulunduğu belirtilmektedir Dede Korkut'un çok kişilikli olarak karşımıza çıkması farklı zaman, hatta farklı mekanda yaşamış benzer şahsiyetlerin destanlarda tek isim altında toplanmış olabileceğini düşündürüyor fakat bu kişiliklerin halkın eklentisi olma ihtimali de vardır
Dede Korkut'un Kutsal Kişiliği
Destanlarda Dede Korkut kerâmet sahibi biridir Doğa üstü bir manevi güce sahiptir Destanlarda şu gibi kerametleri görülmüştür;

1- Gelecekten Haber Verme: “ Korkut Ata söyledi: Ahir zamanda hanlık tekrar Kayı’ya geçecek Kimse ellerinden alamayacak, ahir zaman olup kıyamet kopuncaya kadar “ (Mukaddime)

Destanda geçen örnekte de belirtildiği gibi Dede Korkut gelecekten haberler verirdi Bu haberleri geçmişte yaşadığı deneyimlere dayanarak söylerdi

2- Halkın Onun Sözünü Tutması: “ Korkut Ata Oğuz kavminin müşgülünü hallederdi Her ne iş olsa Korkut Ata’ya danışmadan yapmazlardı Her ne ki buyursa kabul ederlerdi Sözünü tutup tamam ederlerdi “ (Mukaddime)

Hanlardan çobana kadar herkes onun sözüne güvenirdi, ona danışırlardı

3- Duasının Allah Katında Kabul Olması: “… Ne derse olurdu Gaipten haber söylerdi Hak Taâla onun gönlüne ilham ederdi “ (Mukaddime) ,

“… Dede Korkut dedi: (Kılıç) Çalarsan elin kurusun dedi Hak Taâla’nın emri ile Deli Karçar’ın eli yukarıda asılı kaldı Zira Dede Korkut keramet sahibi idi, dileği kabul olundu “ (Kam Püre’nin Oğlu Bamsı Beyrek Destanı)

Birinci örnekte geçen “Ne derse olurdu” Cümlesi hem halkın onun sözünü dinlediği hem de duasının kabul edildiği anlamındadır İkinci örnekte de duasının kabul olduğu belirtilmiştir

Dede Korkut’taki bu kerametlerin iki kaynaktan gelmiş olabileceği düşünülmektedir;

1- İslam Tasavvufu

2- Şamanist İnanç

Dede Korkut’un destanlarda İslam tasavvufuna uymayan davranışları bu ihtimali zayıflatıyor Mutasavvıflardaki kamil insan olma hedefi, çile çekme, dergah… gibi unsurlar Dede Korkut’ta görülmüyor Ermişlerinkine benzeyen olağan üstü olaylar yaşaması da yazıya geçirilene kadar uğramış olduğu değişiklikler olabilir, çünkü Türklerin İslam'ı henüz kabul ettiği ve değişim içerisinde olduğu 15-16 yylarda yazıya geçirilmiştir

Dede Korkut’un kutsal kişiliğinin şamanist yaşantıdan gelmiş olabileceğini kabul edebiliriz Ozan oluşu şamanistlerin özelliğini hatırlatmaktadır Ayrıca kerametlerini gizlememesi de kutsal kişiliğinin şaman inancından geldiğini güçlendirmektedir
Dede Korkut'un Bilge Kişiliği
Dede Korkut sıradan insanlardan, devlet adamlarına kadar herkesin saydığı ve danıştığı bilgedir, öğüt vericidir Bilgeliği eğitici, öğretici ve tenkit edicidir Onun bu kişiliği tarih ve toplum yaşantısından gelmektedir Geçmiş alplerin başından geçen olayları anlatır ve öğüt verir
Destanlar
Kitapta daha önce de belirttiğimiz gibi on iki tane destan vardır Bu destanların her biri bir boy için söylenilmiştir Bu destanlarda boyların hanlarının başından geçen olaylar, ad koyma, canavarlarla savaşma gibi bölümler yer almaktadır

Hikayelerin dili oldukça sadedir 15-16 yyda yazıya geçirildiği halde arı bir Türkçe’ye sahiptir Az miktarda Arapça kökenli kelime de vardır Orhan Şaik Gökyay ve Muharrem Ergin’in Latin harfleri ile yayınladıkları kitaplar ilköğretim öğrencilerinin anlayabileceği kadar sade ve basit cümle yapısına sahiptir Hikayeler çoğunlukla manzum ve ahenkli bir şekilde anlatılır Manzumların bir kısmı kafiyeli olmasa da kulağa hoş gelen bir söyleyiş tarzı vardır Kitapta yaklaşık 8000 tane farklı sözcük ve deyim geçer Cümleler kısa ve yalındır

Destanlar hakkında daha geniş bilgiye Destanların Genel İç Yapısı sayfasında değinilmiştir
Dede Korkut Destanlarının Genel İç Yapısı
Destanlar olağan üstü olayların yoğunluğundan sıyrılmış ve günlük, sade olaylar da konu olmuştur Destan niteliğine tüm Oğuzlar'ı etkilemesiyle ulaşmıştır Hikayeler basit görünen olaylarla başlamış ama tüm Oğuzlar'ın etkilenmesiyle sonuçlanmıştır

Hikayelerde dersler verilmiş, halk bilgilendirilmek istenmiştir Destanlaşmış tarih olayları anlatılmıştır Oğuzların dini inançları belirtilmiştir, örneğin Alpler kafirlerle savaşa gitmeden evvel arı sudan abdest alıp, iki rekat namaz kıldıkları belirtilmiştir Halkın iktisadi durumu da anlatılmıştır Oğuzların daha çok hayvancılıkla geçindiği neredeyse her hikayede görülmektedir Yalnız, Oğuzlar’da üstünlük zenginlikle, mal mülkle olmaz Oğuzlar’da üstülük yiğitlikle olur Erkek gençlerin isim alabilmesi için bir yiğitlik göstermesi gerekir Yiğitlik gösteren delikanlıya Dede Korkut isim verir Verdiği isimler genellikle delikanlının gösterdiği yiğitlikle alakalıdır Mesala Boğaç Han’a ‘Boğaç’ ismi boğayı boğduğu için verilmiştir Oğuzlar işlerini kendileri yapamazsa küçük düşerler Üstünlüklerini kaybetmemek için yardım kabul etmezler Kazan Han’ın hikayesinde de böyle olmuş, Kazan Han çobanı, yardımını engellemek için, ağaca bağlamıştır

Hikayelerde kadın da söz sahibidir Kadın da hanlık edebilir Kadın evlenirken güçlü, yiğit birini arar Gerektiğinde kadın da savaşır fakat kadının savaşması erkeği küçük düşürür

Destanlarda yoğunlukla ideal Oğuz Alp'inin nasıl olması gerektiği anlatılıyorsa da Alplerin başına gelen olaylardan herkese pay düşüyor Büyüklüğün ve güçlülüğün erdem ve hünere bağlı olduğu her fırsatta belirtilmiş Düşmana karşı savaşmak da yiğitliğin, büyüklüğün göstergesidir Verilen dersler bu kadarla da kalmıyor Bunların bir kısmı doğrudan devlete ve yöneticilere bir kısmı da millete verilmek istenen derslerdir

1- Devlete Verilen Öğütler;

Destanlarda genel bir ilke şeklinde Oğuz birliğini devam ettirme fikri işlenmiştir Bu birliği devam ettirebilmek için devlete ve devlet adamlarına;
• Ekonomik güce sahip olma,
• Hüner ve erdem sahibi olma,
• Buyruk olmanın gereği anlatılmıştır
Destanlarda vurgulanan bu unsurlar sanırız dünya döndüğü sürece devam edecektir

Ayrıca Alplere de şöyle öğütler veriliyor;
• Ok atmada ve yay çekmede hünerli olmak
• Düşman ile savaşta üstün gelmek
• Ülkesine sahip çıkmak
• Zengin ve eli açık olmak ( ‘Aç doyurmak, yoksul donatmak‘ şeklinde geçen halka karşı merhametli ve cömert olmak )
• Soylu olmak ve soyunu küçük düşürmemek

2- Halka Verilen Öğütler;

Destanlarda halka Alpler kadar yer verilmese de hem çoban gibi kahramanlarla hem de örnek Alplerle halka da bir takım dersler verilmiş;
• Devlete sadık olmak ,
• Misafirperver olmak ,
• Dedikodu yapmamak ,
• Dürüst olmak ,
• Korkak olmamak ,
• Çocuğunu iyi yetiştirmek ,
• Üstüne düşen görevi yerine getirmek ,
• Eşine sadık olmak ,
• Ana babaya hürmet etmek
Bunlar benim çıkarabildiklerim Daha doğrusu sadece aklımda kalanlar Sanırım bir tek hikayeyi enine boyuna incelesek bunlar gibi onlarca öğüt ve ders çıkar (Bu gibi bir incelemeyi yakında yapmayı düşünüyorum , yardımlarınıza talibim!)

Bazı öğütler de var ki, pek çoğu atasözleri gibi kalıplaşmıştır;
• Ecel vakti ermeyince can çıkmaz
• Çıkan can geri gelmez
• Yığılı malın mülkün olsa da nasibinden fazlasını yiyemezsin
• Kara eşek başına gem vursan katır olmaz, hizmetçiye elbise giydirsen hanım olmaz
Ve bunlar gibi pek çoğu doğrudan olarak mukaddimede verilmiş Bir o kadar da hikayelerin mânzum ve secîli kısımlarında mevcuttur
Dede Korkut Destanlarında Yer Alan Eski Türk Gelenekleri
• Ad Koyma : Oğuz Türklerinde bir gencin ad alabilmesi için bir yiğitlik göstermesi gerekiyordu Bu yiğitliği gösterdikten sonra Dede Korkut'u çağırırlardı Dede Korkut da dua edip gence yiğitliğiyle alakalı bir isim verirdi; " Bunun adı boz aygırlı Bamsı Beyrek olsun, adını ben verdim yaşını Allah versin"
• Toy etme ( Toplantı yapıp karar verme) : Oğuzlar mühim konularda karar vermek için toplantı yaparlardı; " Kudretli Oğuz beylerini hep çağırdılar evlerine getirdiler Ağır misafirlik eylediler
• Düğün : Halen devam eden bir geleneğimiz olan düğünlerde ziyafet verilir şenlik yapılırdı
• Kız İsteme : Kız babasından veya abisinden istenirdi Kız istemeğe büyük ve saygın kişiler giderdi Dede Korkut Deli Karçar'dan kız kardeşini Bamsı Beyrek'e şöyle istemiştir; "Tanrını buyruğu ile peygamberin kavli ile aydan arı, güneşten güzel kız kardeşin Banu Çiçek'i Bamsı Beyrek'e istmeğe gelmişim"
• Başlık Alma : Kız vermeye karşılık kızın ailesi başlık isterlerdi Kitapta kız kardeşini vermek istemediği için aşırı miktarda başlık isteyen Deli Karçar anlatılmıştır
" Deli Karçar der : Dede, kız kardeşim yoluna ben ne istersem verir misin? Dede der : Verelim dedi, görelim ne istersin? Deli Karçar der : Bin erkek deve getirin dişi deve görmemiş olsun, bin de aygır getirin ki hiç kısrakla çiftleşmemiş olsun, bin de koyun görmemiş koç getirin, bin de pire getirin bana dedi Eğer bu dediğim şeyleri getirirseniz pek ala veririm"
• Sövüş Etme : Misafir İçin Hayvan Kesme Oğuzlar bir misafir geldiği zaman onun için bir hayvan kesip ikram ederlerdi
• Düş Yorma : Rüyalarında gördükleri garip durumları Dede Korkut'a yorumlatıp mana çıkarırlardı

DEDE KORKUT MİRASI
Prof Dr Ahmet B ERCİLASUN
19 yüzyılın başlarında Dresden’de bulunmuş olan Dede Korkut yazması, “Kitâb-ı Dedem Korkud Alâ Lisân-ı Tâife-i Oğuzân” adını taşır; “Oğuz boyunun diliyle Dedem Korkud Kitabı” demektir 20 yüzyılın ortalarında Vatikan’da bulunmuş olan yazmanın adı ise “Hikâyet-i Oğuznâme, Kazan Beğ ve Gayrı”dır; “Oğuzname hikâyesi, Kazan Bey ve diğerleri” demektir Dresden nüshası bir giriş ve 12 destanî hikâyeden oluşur Vatikan nüshasında ise girişle birlikte sadece 6 destanî hikâye vardır Bu nüshadaki giriş ve destanî hikâyeler, Dresden nüshasında bulunanlardan farklı değildir O hâlde Dede Korkut mirasından yazma olarak elimizde bir giriş ve 12 destanî hikâye bulunmaktadır Destanî hikâyelerin her biri Dresden nüshasında “boy” olarak adlandırılmaktadır; bu bakımdan ben de yazımda bu özel terimi kullanacağım
Biri eksik de olsa iki yazma hâlinde elimize ulaşan 12 boyun, 15 yüzyılda Doğu ve Güney-Doğu Anadolu ile Azerbaycan coğrafyasına hâkim olan Akkoyunlular zamanında son şeklini aldığı ve Osmanlıların Anadolu’nun Doğu ve Güney-Doğusuna hâkim olduğu 16 yüzyılda yazıya geçirildiği düşüncesindeyim Oğuzların tarihini yazan ve Dede Korkut kitabını Oğuz Türklerinin millî destanı kabul eden Türk tarihçisi Faruk Sümer; yazmalarda geçen alay, gönder gibi sadece Osmanlılara ait askerî terimlerden dolayı eldeki yazmaların 16 yüzyıldan önce yazıya geçirilmiş olamayacağı fikrindedir Boyların coğrafyası Doğu ve Güney-Doğu Anadolu ile Azerbaycan sahasıdır ve bu bölge 16 yüzyılda Osmanlıların eline geçmiştir Esasen eserin giriş bölümünün başında yer alan “Korkut Ata ayıtdı: Â0ır zamanda 0anlık girü kayıya dege, kimsene ellerinden almaya, â0ır zaman olup kıyâmat kopınça Bu didügi Osman neslidür, işde sürilüp gideyorır” ifadeleri, eserin Osmanlılar zamanında ve Osmanlı toprağında istinsah edildiği konusunda bence herhangi bir şüpheye yer bırakmıyor Ancak Dede Korkut coğrafyası, Osmanlılardan önce Akkoyunluların elindeydi ve bence boyların elimizdeki nüshalarda görülen son biçimi alması Akkoyunlular zamanında, yani 15 yüzyılın ikinci yarısında olmuştur Akkoyunlular kendilerini Oğuzların Bayındır boyundan kabul ediyorlardı ve bundan dolayı, aktif bir kahraman olmadığı hâlde Bayındır Han eserde en muteber mevkie çıkarılmıştı
Dede Korkut kitabının 15 yüzyılda, Akkoyunlular zamanında aldığı son biçimi, bugüne ulaşan iki yazmaya dayanarak şöyle anlatabiliriz
Giriş bir yana bırakılırsa kitap, konuları bakımından birbirinden bağımsız, “boy” adı verilen 12 destanî hikâyeden oluşur 12 boyun her biri, bir veya iki kahraman üzerine kurulmuştur; ancak gerek bir boyun esas kahramanları, gerek yardımcı kahramanları, diğer boylarda da geçer ve bir boydaki yardımcı kahraman diğer boyda esas kahraman olabilir Böylece esas kahramanın üzerine kurulmuş bulunan vak’a itibarıyla bağımsız olan boylar, ortak kahramanlarla birbirine bağlanmış olur Kahramanların başı Salur Kazandır ve dört boy, Salur Kazan veya oğlu Uruz üzerine kurulmuştur Diğer kahramanlar Salur Kazan’ın beyleri ve arkadaşlarıdır Bayındır Han ise Salur’un da bağlı olduğu hükümdardır; fakat olaylara aktif olarak karışmaz 12 boydan 9’unda Salur Kazan ve arkadaşları geçer; 3 boyda ise onları göremeyiz Fakat 12 boyun hepsinde de Dede Korkut vardır Dede Korkut’un boylardaki esas işlevi kopuz çalarak boy boylaması, soy soylamasıdır Boyların anlatılmasına boy boylamak, boylar içindeki manzum kısımlara soy, soyları kopuz eşliğinde belli bir melodiyle okumaya ise soy soylamak denir Dede Korkut her boyun sonunda boy boylar, soy soylar; kahramanlara dua eder ve bazen onlara ad verir Dede Korkut’un birkaç boyda, müşkül işleri halletmek için ortaya çıktığı da olur Şu hâlde Dede Korkut, 12 boyu birbirine bağlayan ve boyları düzenleyip anlatan ortak kahramandır Başta yer alan giriş bölümü de eserin bütünlük kazanmasında rol oynar
Kısaca anlatmaya çalıştığım bu son biçim öyle bir “form”dur ki hem her boy, bağımsız bir eser gibi tek başına ele alınabilir; hem de 12 boy bir bütünlük içinde tek bir eser kabul edilebilir
“Dede Korkut mirası” derken ben, bir yandan bu “son biçim”in oluştuğu zamandan daha sonraki yüzyıllara kalan mirası kastediyorum; bir yandan da bu “son biçim”in daha önceki dönemlerden kalan bir miras olduğunu düşünüyorum
Önce birinci noktaya bakalım: Sonraki yüzyıllara Dede Korkut’tan kalan miras nedir? Burada şunu belirtmeliyim ki sonraki yüzyıllara kalan miras, mutlaka yukarıda anlattığım “son biçim”den çıkmış olmayabilir Başka Türk coğrafyalarında daha önceki dönemlerden kalmış rivayetler de bulunmaktadır
Dede Korkut ve eserdeki beylerle ilgili rivayetler, daha sonraki bazı yazılı kaynaklarda da küçük parçalar veya atıflar hâlinde görülür 3 Murad zamanında Bayburtlu Osman’ın yazdığı “Tevârîh-i Cedîd-i Mir’ât-ı Cihan”da, 1597’de yazılan Şerefnâme’de, 17 yüzyıla ait Evliya Çelebi seyahatnamesinde, Ebülgazi Bahadır Han tarafından 1660’ta yazılan Şecere-i Terâkime’de, 1672’de yazılan Arapça Müneccimbaşı tarihinde, yine 17 yüzyılda Buharalı Hafız Derviş Ali Çengî tarafından yazılan Tuhfetü’s-Sürûr adlı Farsça eserde, bazı Bektaşî velâyet-namelerinde ve Kul Ata adlı Azeri şairin Leylâ Mecnun mesnevisinde bazen birer ikişer cümlelik, bazen yarım sayfaya varan uzunlukta Dede Korkut ve beyleriyle ilgili rivayetler vardır Şecere-i Terakime’de ise Dede Korkut kahramanları ve özellikle Salur Kazan’la ilgili rivayetler bir hayli hacimlidir
20 yüzyıl sözlü geleneğinde Dede Korkut boylarının en canlı olarak yaşadığı yer Türkmenistandır Yüzyılın ortalarında Ata Rahmanov’un derlediği metinler el yazmaları hâlinde Türkmenistan’ın Kol Yazmaları Enstitüsü’nde saklanmaktadır Ayrıca Nurmırat Esenmıradov’un derlediği iki metin de vardır Bu metinler 1980’lerin sonundan itibaren Türkmenistan’da yayımlanmaya başlamıştır
Ata Rahmanov’un derlemelerinden anlaşıldığına göre Dede Korkut kitabındaki 12 boydan 7’si Türkmenistan sözlü geleneğinde 20 yüzyıla kadar ulaşmıştır Bunlar Iza berilediren Nesilsiz (Dirse Han oğlu Boğaç Han boyu), Makav (Deli Dumrul boyu), Yekegöz (Basat’ın Tepegöz’ü öldürdüğü boy), Töreli Bey (Kan Turalı boyu), Bamsım Birek (Bamsı Beyrek boyu), Salır (Salur Kazan’ı oğlu Uruz’un tutsaklıktan çıkardığı boy), Imra (Begil oğlu Emren boyu) adlı hikâyelerdir Bu hikâyelerde farklılıklar olsa da Dede Korkut yazmalarındaki boyların konuları temel olarak korunmuştur; hatta kahramanların adları da küçük değişikliklerle aynı kalmıştır
Ata Rahmanov’un derlediği üç hikâye ile Nurmırat Esenmıradov’un derlediği iki hikâye Dede Korkut kitabında yoktur Bunlar İgdir, Dışoğuzların Gever Hanlıkına Karşı Köreşi, Oğuzların Melâllaşmakı, Tekemuhammet, Salır Gazan ve İtemcek Hekâyası’dır Dede Korkut kitabındaki 12 boy, bu 5 hikâye ile 17’ye çıkmaktadır
Dede Korkut kitabındaki üç boy, Azerbaycan, Anadolu ve Balkanlar coğrafyasında, sözlü gelenekte masallaşmış olarak yaşamaya devam etmektedir
Bunlardan en yaygını Bamsı Beyrek boyunun Bey Böyrek adıyla söylenen masallaşmış biçimidir Bu masalın Azerbaycan’dan; Anadolu’nun Trabzon, Bayburt, Erzurum, Erzincan, Urfa, Kilis, Kahraman Maraş, Sivas, Yozgat, Amasya, Sinop, Bartın, Zonguldak, Kırşehir, Kayseri, Konya, Osmaniye, Afyon, Eskişehir, Kütahya, İstanbul şehirlerinden derlenmiş varyantları vardır Masalın 1791’de yazıya geçirilmiş eksik bir varyantı ise Türk Dil Kurumu Kütüphanesinde saklanmaktadır Aynı masalın 1730-31 tarihli tam bir nüshası ise Mısır’da bulunmuştur
Masallaşmış olan ikinci boy Tepegöz boyudur Bu masalın da Azerbaycan’dan; Iğdır, Posof, Bayburt, Erzurum, Siirt, Yozgat, Kastamonu, Çorum, Çankırı, Ankara, Konya, Aydın, İstanbul, Kırklareli şehirlerinden ve Dobruca’dan derlenmiş varyantları vardır
Üçüncü olarak Deli Dumrul boyunun masallaşmış varyantları Tokat, Konya, Antalya, Bolvadin ve Üsküp’ten derlenmiştir
Ferruh Arsunar’ın 1962’de Gaziantep’ten yaptığı bir derleme ise çok ilgi çekicidir Salur Kazan’ın evinin yağmalandığı boyun bir özeti gibi olan hikâyede kahramanlar birbirine karışmış olmakla beraber, Türkmenistan’daki rivayetlerde olduğu gibi temel konu aynıdır
Azerbaycan, Türkmenistan ve Kazakistan’da sözlü gelenekten derlenen bir rivayet ise doğrudan doğruya Dede Korkut’un kendisiyle ilgilidir Bu rivayetlere göre Korkut Ata, Azrail’den kaçmak ve ölümden kurtulmak ister; nereye giderse kabrinin kazıldığını görür ve sonunda ölür
Özbeklerde Alpamış, Kazak ve Karakalpaklarda Alpamıs, Başkurtlarda Alpamışa, Tatarlarda Alıpmemşen ve Altay Türklerinde Alıp Mamaş olarak yaşayan destan; birçok araştırıcıya göre Dede Korkut kitabındaki Bamsı Beyrek boyu ile ilgilidir Dolayısıyla bu destanı da Dede Korkut mirası olarak düşünebiliriz Böylece Dede Korkut mirasının Balkanlardan Altaylara kadar uzanan Türk dünyasında yayılmış olduğunu görüyoruz
Dede Korkut kitabının daha önceki dönemlerden kalan bir miras olduğu konusuna gelince:
Bilindiği üzere 14 yüzyılın başında yazılan Câmiü’t-Tevârîh’teki “Târîh-i Oğuzân ve Türkân” bölümü Oğuz destanıyla ilgili en geniş rivayetlerin yer aldığı bir kaynaktır İşte bu kaynakta Dede Korkut’tan akıllı, bilgili, keramet sahibi ve hakkında pek çok hikâye anlatılan bir şahıs olarak bahsedilmekte, ayrıca Tuman Han’a ad verdiği belirtilmektedir Memlûk tarihçisi Aybeg ed- Devâdârî’nin yine 14 yüzyılın başlarına ait Dürerü’t- Tican adlı eserinde Türklerin elden ele dolaştırdıkları iki kitap olduğu, bu kitaplardan birinin Oğuzname adını taşıdığı kaydedilir Oğuzname hakkında verilen kısa bilgiye göre bu kitap Oğuzların başlangıçlarını, ilk hükümdarlarını ve onun adının Oğuz olduğunu anlatır; içinde acayip hikâyeler vardır Bu hikâyelerden birisi olarak Tepegöz hikâyesinin özeti de Devâdârî’nin eserinde verilir
Gerek Devâdârî’nin, gerek Reşideddin’in kayıtları bize, 14 yüzyılın başında Dede Korkut’la ilgili rivayetlerin yaygın olduğunu, hatta Devâdârî’ye göre bunların Oğuzname adlı bir kitapta toplandığını ve bu kitabın Türk boyları arasında elden ele dolaştığını gösteriyor Bu durumda 15 yüzyılda son biçimini alan, 16 yüzyılda yazıya geçirilen, 20 yüzyılda da sözlü gelenekte yaşayan Dede Korkut boylarının en geç 13 yüzyılda kitap hâline gelen bir Oğuzname’de toplandığını ve Dede Korkut hikâyelerinin aslında Oğuz Kağan Destanından kalan bir miras olduğunu söyleyebiliriz
Bu miras artık çağdaş san’at eserlerinde; şiirde, tiyatroda, sinemada yaşamaya devam etmektedir Kuzey ve Güney Azerbaycan ile Türkiye’de Dede Korkut’tan kaynaklanan şiirler, poemalar, tiyatrolar yazılmış; filmler ve çizgi filmler çevrilmiştir Hiç şüphesiz Dede Korkut mirası bütün Türk dünyasında yarınki nesilleri de beslemeye devam edecektir
Dede Korkut Destanı1
“Menim hikmetlerim dana (bilgin) işitsin Sözümü destan kılıb maksadına yetsin” Orta Asya’nın Yese şehrinde, bugünkü Kazakistan’da yaşamış ve gömülü olan Ahmet Yesevi’nin (olumu (MS 1167) Hikmet adlı kitabında2 yukarda yazılı olduğu gibi yer alan bu beyit, Türk destan türünün gücünü göstermesi bakımından önemlidir Büyük ünlü düşünür Yesevi’nin, öz dünya görüşünü öğrencilerine aktarmaya çalışırken, destanları kendi hikmetlerinden daha güçlü ve üstün saydığını anlatır Destanlar Türklerin düşünce, kimlik ve yaratıcılığının en önemli temel taşlarından biridir Bununla birlikte, destan sözcüğünün tanım olarak Türkçe’ye ödünç alınması, Türklerce bu kendini dünyaya anlatım ve gelecek kuşaklara öğüt turunun ilk yaratıldığı yüzyıllardan çok sonra yer alan bir olaydır MS 732 yıllarında dikilen Kültekin anıtları bu kendini anlatım türünün ilk örneklerinden biri olup, bu anıtı diktiren Bilge Kağan, anıtın üzerindeki yazıtlarda kendini tanıttıktan sonra, tanık olduran ve Ortadoğu’nun bir bölümünü içine alan) İslamiyet’i kabul ettikten sonra, İranlıları hakimiyetleri altına almışlardı Bu olay, İranlıların kendi dil, kültür ve benliklerini büyük ölçüde kaybetmeye başlamalarına sebep olmuştur İranlıların bir toplum olarak ortadan kalkması anlamına gelecek olan bu tehlikeyi zamanında gören Fars şairi Firdevsi, eski İran destanlarını toplayarak (Türk Gazneli devleti içinde otuz yıl süre ile çalışarak) manzum Şahname’yi yazmıştır Önsözüne de “Şahname’yi Farsça yazıp, İranlı’yı dirilttim” diye kayıt koyup, haklı olarak böbürlenmiştir Şahname’de İranlıların baş düşmanı olarak gösterilenlerden biri Afrasiyab olarak adlandırılmış olup, Kaşgarlı Mahmut’a göre (MS 8’inci yüzyılda dikilmiş, yukarıda adını verdiğimiz) Türk anıtlarında adı geçen Türk Alp Er Tunga’dan başkası değildir Böylelikle, Kaşgarlı Mahmut da, 11’inci yüzyılda Türk destanlarının önemine değinmiştir Bu tarihler sonrasında (Yesevi Hikmet kitabini yazdığı sıralarda) Türk sav ve jır’larına, destan da denilmeye başlanmıştır Türk’ün “kendini anlatım ve gelecek kuşaklara öğüt türü” üzerine Batı Türkleri tarafından yapılmaya başlanan çalışmalar ise, çok yenidir Ziya Gökalp ve çalışma arkadaşları bir süre bu konuya eğilmişlerdir10 Türk destanlarının bilimsel olarak incelenmesi yolunda ilk adımları atanlardan biri ise Prof Zeki Velidi Togan olup, 1931 yılında Atsız Mecmua’da yayınlanan dört makalesinde yazdığına göre: Milli destanlar, tarihi vakaları tasvirden ziyade, milletin yüksek milli duygularının yansıtan, tamamı veyahut az çok tarihe müstenit bir ideal alemi gösteren halk edebiyat eserlerinden ibarettir Milli destanın meydana gelmesi için üç merhale gerekir: 1 Destanı ruhlu bir milletin çeşitli devirlerindeki maceralı hayatini halk şairleri ufak parçalar halinde söylerler; 2 Milletin bütününü ilgilendiren bir olay, bu çeşitli destan parçalarını bir odak noktası etrafında toplar; 3 Sonunda, millete büyük bir medeni hareket olur ve o sırada çıkan aydın bir halk şairi, bu parçaları toplayarak milli destanı yaratır (Fars, Yunan ve Fin destanları böyle meydana gelmiştir) Prof Togan’a göre, Türkler, ikinci devri birkaç kere geçirmişlerdir Bütün Türk milletinin mefkuresini ve düşüncelerini bir yere toplayan destanlar bütün Türk milletini birleştiren Oğuz ve Cengiz vekayi gibi hadiseler dolayısı ile husule gelmiş fakat uçuncu devreye girmeyip büyük bir halk şairi tarafından tespit edilerek muntazam milli destan şeklini alamamış ve üful edip gitmiştir Bizde bu büyük destanların ancak enkazı vardır11 Nihal Atsız’ın 1951 yılında yazdığına göre de: Togan, Danişmend Gazi ve Seyid Battal Gazi hikayelerini, konularını Anadolu’daki İslam-Bizans çarpışmaları sırasında Emevi ve bilhassa Abbasi ordularındaki Türk unsurları arasında doğmuş olacağı düşüncesini ileri sürmüştür12 Arap ordularının (İran’dan sonra) Orta Asya’ya girmelerinden sonra, yeni bir Arap edebiyatı türü de ortaya çıkmıştır Dini şahsiyetlerin meziyetleri ve din uğruna yaptıkları fütuhatları öven bu türe “menkıbe” adı verilmiştir Sav ve jır’lardan tam anlamı ile ayrı olan bu menkıbelerin konuları dinidir Kahramanları çoğunlukla Arap’tır Menkıbelerde yapıldığı anlatılan işler genellikle insan yetenekleri dışındadır ve onlara ancak Rufailer karışır Çoğunlukla masal gibi anlatılırlar Anlaşıldığına göre, bu nitelikleri dolayısı ile Prof Togan menkıbe saydığı eserleri destan tanımı içine almamıştır Bu menkıbe türünün bir başka dalı da, bir bölüm Türkler Müslümanlığı kabul ettikten sonra “gazavat” adı altında görülmektedir Dolayısı ile, Sav ve jır’lardan gelen, koçaklama ve kopuzlama olarak adlandırılan Türk destanları ile diğerlerini, özellikle menkıbe ve gazavatnameleri karıştırmamak gerekir Ön Asya’ya 11’inci yüzyıl içinde yerleşen Türkler, “Koçaklamalar” yazmaya başlamışlardı Bugün bildiğimiz Köroğlu da bu koçaklama türünde ve düzenindedir13 Bu koçaklamaların, Togan’ın da belirttiği gibi, birinci basamakta kaldığı görülüyor Dede Korkut’un içinde anlatılan olayların, kağıda çekildikleri yüzyıllardan çok önceye gittiğini ve Dede Korkut’un Asya’nın Doğusundan Batıya gelen Türklerce getirildiğini biliyoruz14 Bunun gibi, Köroğlu’nun daha önce (ve başka ad ile) var olup olmadığı bugüne kadar koklu olarak araştırılmamıştır “Ana Bağımsızlık Destanları” yeni destanların yaratılmasına da yardımcı olurlar Çocuklar, ozanların söylediği destanları okuyarak, dinleyerek büyürler Birkaç kuşak sonra, uruğlarına yeni bir yagi sataşır Delikanlılar arasında destanlarda adı geçen Alp’in yerini alacak olanlar çıkar Kavgayı, vuruşu, destanlarda sözü geçen değerler yoluna, ancak günün gerekleri ve yolları ile yaparlar Ozanlar ve tarihçiler de, bu yeni Alp’i kutlamak için yeni destan yazarlarken, eski destanlardan parçaları da yeni destana katarlar Böylece, yeni Alp’in eski topraktan geldiğini gösterirler Sözünü ettiğimiz “Ana Destanlar,” “kurtuluş ve bağımsızlık destanları”dır Bir uruğ, boy, oymak ya da “el” in kendine sataşan yagiyi alt edip bağımsızlığını korumasının dile getirir Destan yaratıcıları, durup dururken komşularına el kaldırmazlar, ama gerektiğinde kendilerini korumasını bilirler Bu “el,” uruğ ve oymakların mutlu günleri de vardır Evlenme toylarında, bağımsızlık destanlarına ek olarak, uzun Yar-Yar’lar da söylenir Aradan bir kuşak geçtikten sonra, bu Yar-Yar’lar kendi başlarına bir destan görünümünü de alabilirler Bir süre sonra, bu Yar-Yar’lar kısaltılarak bebeklere, küçük çocuklara da anlatılır ki, böylelikle masallar doğmuş olur Bununla birlikte, “kurtuluş destanları” ölmez “Ana destan” olarak yasar, yaşatılırlar Yaratıcıları ile birlikte yolculuk ederler, yeni ellere vardıklarında da yeni yer adları bu eski destanlara girebilir Destanlar, içinden çıktıkları toplumun en karanlık günlerinde bile yüreklerde yatan ümitleri dile getirirler: Bana imkan verin, serkeş hayaller Babam heykelini dikti yadıma Ta ki aciz kalsın yıllar, şimaller O’nu çıkarmasın imanımdan Bana imkan verin, serkeş hayaller Bağışlayın Babama nurlu bir destan Ta ki aciz kalsın yıllar, şimaller O’nu unutmaya kalmasın imkan15 Türk destanları üzerinde Prof Togan’dan önce çalışanlar arasında, Rus Çarlığı memurlarından olan, Alman doğumlu ve doktorasını Almanya’da tamamlamış olan Wilhelm Radloff’da vardır Radloff 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında Kazan şehrinden başlayarak Orta Asya’yı dolaşmış ve Türk destanlarının ancak parçalarını ciltler halinde St Petersburg’da bastırmıştır16 O yıllarda yürürlükte olan Rus kanunları gereğince, destanların büyük bir bölümlerini kitabına almadığını bugün yaptığımız araştırmalar sonucunda biliyoruz17 Abubekir Diveyef18, Gazi Alim19, Hamid Alimcan20, N Katanov (1862-1922)21 gibi konuya eğilen yerli aydınlar, Radloff’un tersine, kendi canlarını hiçe sayarak Türk destanlarını kağıda aktarmış ve bastırmayı başarmışlardır22 Yukarıda da belirtildiği gibi, destanlar yalnız atalar sözlerini günümüze aktarmakla kalmazlar Destanlar, yaratıcılarının öz değerlerini, benliklerini de dünyaya tanıtırlar Bu yoldan, uluslararası ilişkilere büyük ölçüde katkıda bulunurlar Destanlar, sahiplerinin mayasını korur, bozulmasını önler, ilerde bu mayanın arılaştırılabilmesi için saklarlar Bu yönde Dede Korkut ile ilgili ilk çalışmaların ve Dede Korkut’un diğer dillere yapılan çevirilerinin dökümü ayrıca yayınlanmıştır23 Ek olarak, son on yıl içinde Azerbaycan’da Dede Korkut mayasını saklamak ile ilgili çalışmaların artmakta olduğu da görülmektedir Bunların arasında ilk gözüme çarpanları aşağıya döküyorum: T I Hajiyev and K N Veliyev Azarbaycan dili tarihi: Ocherklar va materiallar (Baku: Maarif, 1983); Azerbaycan İlimler Akademiyasi, Filologiya Institutu, Azarbaycan filologiya masalaları No II Dede Korkut (Baku, 1984); Kemal Abdullaev, “Dede Gorkut Şiirleri” Azerbaycan 1980, No 7; Azamat Rustamov, “Dada Gorkut’la baglı yer adları” Alm va Hayat, 1987, No 9; Mirali Sayidov, “Dada Gorgut gahramanlarynıng kökünü düşünürken” Alm va Hayat, 1987, No 10; Penah Halilov, “Kitabi-Dede Gorgud’un coğrafiyası” Alm va Hayat, 1988, No 8; Kemal Veliyev, “Bir daha Dada Gorgut Şiirleri hakkında” Azarbaycan, 1981, No 11; Bekir Nabiyev, “Epik zhanr va muasır hayat” Azarbaycan, 1986, No 7; Akif Huseyinov, “Nasrımız va keçmişimiz” Azarbaycan, 1982, No 10; “Mevzumuz: Tarihimiz, abidalarımız, darsliklerimiz” Azarbaycan, 1988-1989 [Zemfira Verdiyeva, Arif Hajiyev] Molla Nasreddin dergisinin yayınlanmaya başlayacağı ağızdan kulağa fısıldanıp duyulunca, bir müstakbel okuyucu, Molla Nasreddin dergisinin kurucusu Celil Memmedkuluzade’ye bir kutlama mektubu ve yayınlanması dileği ile şiirler gönderir Molla Nasreddin dergisinin 7 Nisan 1906 günlü ilk sayısında da, Celil Memmedkuluzade, karşılık yayınlayarak teşekkür eder: “yolladıklarınızı bir evvelki sayımızda yayınlamak isterdik24 Celil Memmedkuluzade gibi, biz de belirtelim: Bütün bunları bir önceki toplantıda söylemek isterdik Memmedkuluzade’nin de demek istediği gibi, siz yazmadıkça, söylemedikçe, dünya ilgi gösteremez
Yaso isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Sponsored Links
Cevapla

Bookmarks

Tags
quotkitabi, dede, korkut, ala, lisani, taifei, oguzanquot, adi, anlami, asil, dir, kitabi dede korkut ala lisani taifei oguzan, kitabin, oguzlar


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Dede Korkut LeGoLaS Şairler - Yazarlar 0 03-27-2008 22:54
Dede Korkut Yaso Kitap Özetleri 0 03-11-2008 14:12
Dede Korkut Diyari : Bayburt Yaso Kitap Özetleri 0 03-11-2008 14:11
Dede Korkut Kİtabi'nda Yaso Kitap Özetleri 0 03-11-2008 14:10
DOWNLOAD Google Earth """""""Pro""""" Orjinal CD Kopyası! .400.00 $.-----full---- Korax İnternet 0 02-05-2008 21:37


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:58 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.3
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.

Website Statistics
Toplist
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir, yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız doganinternet@hotmail.com email adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to doganinternet@hotmail.com

DMCA.com