Forumson

12. sınıf edebiyat kitabı 2012-2013

Eğitim - Üniversiteler - Sınavlar Katagorisinde ve Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk) Forumunda Bulunan 12. sınıf edebiyat kitabı 2012-2013 Konusunu Görüntülemektesiniz.->Hiç bir yer de yeni versiyonu yok. 12. Sınıf edebiyat kitabı 2012-2013 çözümleri. Ekoyay yayıncılık Dr. Metin Oktay Murat Ateş. ...


Reklamı Kapat

Geri git   Forumson > Eğitim - Üniversiteler - Sınavlar > Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk)


Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk)

Yeni Konu aç   Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 11-26-2012, 01:35   #1 (permalink)

Yasal UyarıArkadaşlar Lütfen Konulara Cevap Yazalım iyi veya Kötü Değerlendirelim Emeğe Saygı!
Bilgiler
Üyelik tarihi: Nov 2012

Mesajlar: 1
Konuları: 1

Tesekkür: 0
0 Mesajina 0 Tesekkür Aldi Üye No: 81562
REP Gücü : 0
REP Puanı : 1000
FACU has much to be proud ofFACU has much to be proud ofFACU has much to be proud ofFACU has much to be proud ofFACU has much to be proud ofFACU has much to be proud ofFACU has much to be proud ofFACU has much to be proud of
Seviye: 1 [♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 0 / 0
Güç: 0 / 0
Deneyim: 0%
İletisim

Standart 12. sınıf edebiyat kitabı 2012-2013

 

Hiç bir yer de yeni versiyonu yok. 12. Sınıf edebiyat kitabı 2012-2013 çözümleri. Ekoyay yayıncılık Dr. Metin Oktay Murat Ateş. Lütfen yeni versiyon çözümleri elinizdeyse...
FACU isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Sponsored Links
Alt 11-28-2012, 18:30   #2 (permalink)
ForumSon Webmaster

Yasal UyarıArkadaşlar Lütfen Konulara Cevap Yazalım iyi veya Kötü Değerlendirelim Emeğe Saygı!
 
Korax - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jan 2008

Yaş: 31
Mesajlar: 20,087
Konuları: 18418

Tesekkür: 7
270 Mesajina 265 Tesekkür Aldi Üye No: 1
REP Gücü : 1000
REP Puanı : 11717
Korax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond repute
Seviye: 80 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 2788 / 2788
Güç: 6695 / 37849
Deneyim: 66%
İletisim
Korax - MSN üzeri Mesaj gönder

Standart

 

2012-2013 12.sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları (Ekoyay Yayınclık) SAYFA 11-53- 60 ARASI

2012-2013 12.sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları (Ekoyay Yayınclık)
sayfa 4: 1.sorunun cevabında : din anlayışıkültür farklılıklarıdil coğrafi konum gibi temeller ortaya atıldı…

hazırlık soruları

1. islamiyetin gelişimi kavimler göçü göçebe hayattan vazgeçiş vs..

2.çağdaş bir devletin kurulması ankaranın başkent olmasıhalkçılığın devlet programına girmesi bilimsel ve laik anlayışa dayanan milli eğitimin öngörülmesikadının özgürlüğü gibi toplumun çehresini değiştiren oluşumlar sanat ve edebiyat çevrelerinde de derin etkiler yapar.

3. milli edebiyat dönemindeki eserlerin konuları Cumhuriyet döneminde devam etti.Atatürk ün kişiliği ilkeleri anlatıldı.sevinçler acılar çoşkular işlendi.

——————-

sayfa 5: *çağdaş uygarlık seviyesine yükselmek.

*Eskiyi tamamen yok ederek yeniye ulaşmak

*Anadoluya(halka) yönelmek


—————-

SAYFA 9

1:siyasi temel;tanzimat fermanı sosyal temel; medreselerin yıkılmış olmasıfikri temel;şairlerin şarkla garp arasında kalması

2.Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında genel olarak Anadolu’ya yönelme görülür. Eserler Anadolu anlatılmış aydınların Anadolu’yu tanımadıklarından bahsedilmiştir. Bu gibi şeylerle memleket anlayışı ortaya çıkmıştır.

3.Yenilikler: Gençlerin Anadolu’ya yönelmesi sadece İstanbul’dan memleketin kurtulamayacağı işlenmiştir.

Anadolu’da Bir Gece: Anadolu’da ki sıkıntılar anlatılmıştır.

Tohum: Anadolu’ya yönelme işlenmiştir.

Aydınların halka yönelmesi ile birlikte kurtuluşun sadece İstanbul’dan olamayacağı anlaşılmıştır. Anadolu çoğu zaman yöneticiler ve aydınlar tarafından bir zahire ve asker deposu olarak görülmüş gerekli hizmet devlet tarafından verilmemiştir. Yani Osmanlı’nın Anadolu’yu göz ardı etmesi aydınları Anadolu’ya dönük eserler vermeye itmiştir.

4.Cumhuriyetten önceki dönemlerde Anadolu çoğunlukla eserlere yansıtılmamıştır. Hikaye ve tiyatrolarda anlatılan olayların çoğu İstanbul’da geçmektedir. Cumhuriyetten önceki dönemler de anlatılacak olay yazar tarafından seçilir yazar olayı kurgular öyle anlatırdı. Yani yazılarda çoğunlukla sanat yapma amacı vardı. Cumhuriyetten sonraki dönemlerde ise sanat kaygısı güdülmeksizin doğrudan anlatım kullanılmıştır. Hayat olduğu gibi okuyucuya aktarılmıştır. (Türk Edebiyatında Anadolu ilk kez Çalıkuşu romanında anlatılmıştır.)

5.Genel olarak düşündüğümüzde insan topluluklarını millet yapan değerler:

- Ortak bir vatan

- Ortak bir dil

- Kültür ve Tarih birliği

- Ortak örf-adet

- Din Ahlak

6.a) batı düşüncesinden etkilenilmiştir.Mesala bu tohum metnindede makineleşmekten bahsedilmiştir.ama ruh olmadan bir şey olamaz

b)varoluşculuk akımının etkisi vardır.Fakat manevi değerleri anlatan mistisizm akımının etkiside vardır.Çünkü batıdaki varoluşculuk akımı maneviyata karşıdır.Herşeyde önce insanın kendi özünü oluşturması gerektiğini savurunur varoluşculuk.

6.SORU=B SIKKI

VAROLUŞÇULUK AKIMININ ETKİSİ VARDIR.FAKAT MANEVİ DERĞERLERİ ANLATAN MİSTİSİZM AKIMININ ETKİSİDE VARDIR.ÇÜNKÜ BATIDAKİ VAROLUŞÇULUK AKUMU MANEVİYATA KARSIDIR.HERŞEYDEN ÖNCE İNSANIN KENDİ ÖZÜNÜ OLUŞTURMASI GEREKTİĞİNİ SAVUNUR VAROLUŞÇULUK.

—————

SAYFA 10

sayfa 10 etkinlik:dil;sade ve akıcıdır.zevk anlayışı;özentilikten kurtulmuş bir şekildedir.

———–

SAYFA 11

“Dilekçe ve Karşılaştırma” metinleriyle ilgilki olan bu sorularla ilgili olarak:

evet birey kavramı ön plana çıkmıştır.

Evet ilişki kurulabilir cumhuriyet ilkesinin sonucu olan kanun karşısındaki eşitlik laik düşünce kişilerin duygu ve düşüncelerini rahatlıkla dile getirmesine yol açmıştır denilebilir.

Karşılaştırma metninde psikoloji ve psikiyatri bilimlerinden söz edilebilir.

varoluşculuk düşünce akımının etkisiyle ele alınabilir; çünkü kişinin varlığının farkına varması birey olduğunu hissetmesi yani padişahın ya da başka bir şeyin kulu olmadığının farkına varması.

—————-

SAYFA=13

ÖLÇME DEĞERLENDİRM CEVAPLARI

1.SORU=

D

D

D

2.SORU=VAROLUŞÇULUK(BOŞLUK)

3.SORU=E SIKKI

4.SORU =B SSIKKI

ÖLÇME DEĞERLENDİRME

1.SORU=

Y

Y

D

2.SORU=PSİKOLOJİK(1.BOŞLUK)

PSİKİYATRİFK(2ÇBOŞLUK)

BATI(3.BOŞLUK)

EKONOMİK(4.BOLUK)

3.SORU=A SIKKI

4.SORU=ŞİİRDE HECE KULLANILMISDİL SADELEŞMİŞKONULARDA ANADOLU İŞLENMİŞANADOLUYA YÖNELME BASLAMISTIR.ÇAĞDAŞLASMA İÇİN NELER YAPILMASI GEREKTİĞİNDEN BAHSEDİLMİŞKONU OLARAK VE EESERLERDE ATATÜRK ‘ÜN İLKELERİ BİR YOL OLARAK GÖRÜLMÜŞTÜR.

sayfa 13teki 8.metin soruları ve anlama-yorumlama

9. ulusçudemokratiközgürlükçü ve çoğulcu.Temel Amaç;dengelihuzurlurefah içinde toplum oluşması

10)a)din ve devlet işlerinin ayrılması.parçaya göre herkes dinini seçmekteyerine getirmekte özgürdür.din işleri devlete karıştırılmamalı ibadeti siyasi sembol olarak düşünülmemeli.kişinin allahla arasında olandır.

b)din ve vicdn özgürlüğü var.din ve devlet işleri birbirinden ayrılır.

c)din konusunda herkesi özgür bırakıor.kimseye zorla din seçtirmior.bizim dinimiz yüce bir din olduğunu ve akla mantığa uyduğu

———-

Sayfa 14

NURULLAH ATAǒın EDEBİ KİŞİLİĞİ

Dilde sadeleştirme ve özleştirme hareketinin savunucularındandır. Türkçe’deki yabancı kelimeleri kullanmamış dille düşünce arasında dolaysız bir ilişki olduğunu somut düşünme geleneğinin doğabilmesi için kavramların saydam hangi kökten geldiklerinin anlaşılır olması gerektiğini vurgulamıştır. Bu yol da Ataç’a göre Latince Grekçe Farsça Arapça gibi yabancı dillerin eğitimini zorunlu kılmak başarılamayacağına göre bunlardan alınan kelimelerin Türkçe’leştirilmesinden geçer.

Türk edebiyatında izlenimci eleştirinin ilk örneklerini verdi. Akşam’da tiyatro eleştirmenliği Hakimiyeti Milliye Ulus Milliyet Tan Posta Cumhuriyet Son Havadis Dünya gazetelerinde eleştiri yazıları çıktı. Denemeleri Türk Dili Varlık Yedigün Ülkü Seçilmiş Hikayeler dergilerindedir.

Motif kelimesinin anlamları (sayfa14)

1 . Yan yana gelerek bir bezeme işini oluşturan ve kendi başlarına birer birlik olan ögelerden her biri:

“Halı motifi. Danteldeki motifler.”

2 . edebiyat Bir eserde sık sık tekrarlanan süsleyici öge.

3 . müzik Bestenin bir parçasına çeşitli yönlerden birlik sağlayan belirleyici küçük birim:

“Melodi motifi.”- .

—————-

sayfa 16 hazırlık çalışması

1.tarihi belge ansiklopedik bilgilerden yararlanılır

2.okuyucuyu bilgilendirmek amaçtır.

3.3 şekilde kullanılır edebiyatta anlamı anafikirdir

4.özgürlük anlamında herkes dinini seçmkte özgürdür.

——————

16-20 karısık

İNCELEME

1-batıya doğru adlı metin batı ve doğu medeniyeti hakkında yazarın görüşlerini okurlara iletmek amacıyla yazılmıştır.

2-doğu-batı-doğulu-batılı-batı acunu(dünyası)-doğu doğudur batı da batı.

motifler-doğu ve batı dır.

b-bu motifler bir araya geldiğinde metinin temel düşüncesini oluştururlar.

c-motiflerinmetnin temel düşüncesini meydana getirmöek için bir plan dahilinde bir araya getirilmişlerdir.örnek cümle-doğu doğudurbatıda batı-biz de bir doğululukbatılılardan bir başkalık var.

3-girişoğululk ve batılılık ne dir?

gelişme-batı medeniyeti ve kökenleri

sonuç:batılı olunmalıdır.

4:bu metinde ele alınan Batı ve batı medeniyetibatılılaşma günümüzün öğretici metinlerinde işlenmektedir.çünkü tazminattan beri yüzünü batıya dönen türkiye hala batı medeniyetini örneek almayaa devam etmektedir.bugün AB ye katılmak için aday ülke olmasımetindeki temanın canlılığının işaretidir.

5:metinin teması-batılılaşmak

sosyal hayat unsurları-batı kültür ve medeniyetinin örnek alınması ve buna göre şekillenen sosyal hayat.

çıkarlarımız.cumhuriyet döneminde benimsenen ve yapılan ink.larla birlikte çağdaşlaşmak amacıyla batı kültür ve medeniyeti örnek alınmış fakat yanlış batılılaşma tanzimat döneminde de olduğu gibi o dönmn yazarlarınca eleştirilmiştir.

6:metinde yazıldığı dönemin ssosyal ve siyasi akımı olan batılılaşma etrafında kaleme alınmıştır.

7.tablo

açık-aşık anlatıma sahiptir

duru-gerekssiz sözcükler kullanılmamıştr.

akıcı-söyleyiş olarak akıcılık vaardır

tutarlı-savunulan görüşler baştan sona tutarlıdır.

süslü sanatlı-sade ve sanatsız bir anlatımı vardır.

objektif-yazarın görüşlerini yansıttığı için subjektiftir.

1.etkinlik

1.gurp

doğululuk-batılılık-batıyunanlatin uygarlığı-erdem-gelenek

2.grup

doğu-batı-orta çağ-yenileşme çağı-masal

3.grup

bir kurt düştü içimize-bizim elimizkemiğimiz başka mı?

8.soru

yazarın kelime tercihine dikkat edildiğinde yaaşayan canlı sade bir dil türkçenin olduğu dikkat çekmektedir.çünkü cumhuriyet dönmde sade bir türkçee ile insanın her halini ifade etmesi amaçlanmıştır.

9.tablo

pastoral:———–

epik:—————

lirik:batıyaa gidiyoruzgideceğiz.

mizahi:gidiyoruz batıya doğru.birkez çıkmışız yola kimse durduramaz artık.

duygusal:bizim etimizz kemiğimiz başka mı?

öğretici:metinn taamam mı na yakını öğretici anlatıma sahiptr.

10.etkinlik

batıyaa doğru metin yapı tema dil ve anlatım bakımından deneme geleneğine sahiptir.
__________________
Atılan Romlardan Forumson Ekibi Sorumlu Değildir Lütfen Cihaz Bilgilerini Okuyup Rom Atınız Cihazınıza
Korax isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-28-2012, 18:31   #3 (permalink)
ForumSon Webmaster

Yasal UyarıArkadaşlar Lütfen Konulara Cevap Yazalım iyi veya Kötü Değerlendirelim Emeğe Saygı!
 
Korax - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jan 2008

Yaş: 31
Mesajlar: 20,087
Konuları: 18418

Tesekkür: 7
270 Mesajina 265 Tesekkür Aldi Üye No: 1
REP Gücü : 1000
REP Puanı : 11717
Korax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond repute
Seviye: 80 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 2788 / 2788
Güç: 6695 / 37849
Deneyim: 66%
İletisim
Korax - MSN üzeri Mesaj gönder

Standart

 

17.sayfa:

1-doğu-batı kıyaslaması yapmak batıyı üstün kılan değerleri göstermek için yazılmış.

2-a)doğubatıdeğerdüşünmebilgibiz

b)anafikri ortaya koyma görevi üstlenmiştir.

c)kıyaslama

3-

Giriş:Batı başkadır Doğu başka.

Gelişmeoğulu olmayı üstünlük sayardık ama öyle değilmiş.Şimdi doğulu olmayı eksiklik sayıyoruz.Batılı olmaya çalışıyoruz ama olamıyoruz.Yanlışımız sadece bugünkü batıyı öğrenmeye çalışmamızdır.Batının dayandığı temelleri öğrenmememizdir.

sonuç:Batılı olmak istiyorsak sadece bugünkü batıyı değil onun temellerini ve geçirdiği aşamaları da öğrenmeliyiz ve yaşamalıyız.

4) ele alınıyor çünkü batılılaşma devam ediyor.

5)Metnin teması:Batılı olmak bugünkü batıyı anlamakla olmaz.

Cumhuriyet dönemine….:Toplumsal hayatta devrimlerle meydana gelen değişiklikler

Çıkarımlar:Şekil olarak batılı olmakla iş bitmiyor kafa yapısıyla da batılı olmak gerekir.

6)Batılıcılık

7-a)açık

duru değil kelime tekrarları var

tekrarlar var akıcı ama akıcı diyebiliriz.

tutarlı.

sade bir dil

öznel bir bakış açısı

b)yazarın herhangi bir konuda duygu ve düşüncelerini açıkakıcı duru ve tutarlı bir şekilde ispatlama kaygısı gütmeden öznel yargılarla anlattığı yazı türüne deneme denir.

8)Dilimizdeki arapça ve farsça kelimelerin atılması dilin sadeleşmesi ve bazı kelimelerin yerleşmesi bakımından yazar zorlama bir dil tercih etmiştir.örneğin acunkanıerekdörütmenbüğünkü

——————-

Sayfa 18

4)Günümüz eserlerinde batıya yönelme devam ediyor.

5)Metnin teması:Batılılaşma

Cumhuriyet dönemine ait sosyal hayat unsurları : Batının örnek alınması gerektiği ve buna göre hareket etmemiz gerekir.

Çıkarımlarımız: Batıyı anlamak için batının gereklerini bilmemiz gerekir.Batının bilim dallarındaki yeniliklerini almamız gerekir.

——————–

Sayfa 19

6)(sosyal-siyasi) batılılaşma akımı etrafında ele alınmıştır.

7)Açıktır.

durudur.

akıcıdır.

tutarlıdır.

süslü(sanatlı)değildir.

Objektif değildir.Subjektifdir.

—————————–

sayfa 20

1. paragraf:öğretici

2.paragraf:mizahi

3.paragraf:duygusal

diğer paragraflar öğretici

öğretici anlatım türü ağır basmaktadır.

nesir geleneğine(deneme) aittir.

12-işlemezdi.Çünkü yazar öznel bir bakış açısıyla temayı ele almıştır.Bir başka yazar batının doğuyu örnek alması gerektiğini savunabilirdi.

Batının teknik olarak gelişmesine rağmen bazı değerlerini kaybettiğini bu değerler bakımından bize özendiğini dile getirebilirdi.örneğin aile kavramının batıda yokolduğunubatılıların rahat yaşama uğruna çocuk yapmak istemediklerini bu yüzden avrupa nüfusunun hızla azaldığını dile getirebilirlerdi.

——————-

sayfa 23

soru 1

1)nizam-ı cedit ordusu kurldu.

2)giderleri karşılamak için nizam-ı cedit hazinesi kurldu.

3)tersane ıslah edildi.

4)avrupanınönemli merkezlerinde sürekli eliçlikler açıldı.

5)resmi devlet matbaası kurldu.

6)fransızca devletin ilk resmi yabancı dili olarak kabul edildi.

2012-2013 12.Sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları-Cumhuriyet döneminde Öğretici Metinler sayfa 40-48
Sayfa 40 fıkra
1. "Ben Ne Biçim Adamım" adlı metnin teması: İnsanın kendini tanımaması
1.Etkinlik
a)giriş: Kendini anlamaya çalışanın olup olmadığı sorulmuş
Gelişme: geçmişte kendini tanım adına yapılmış uygulamalar ve insanın dış dünyayı anlamak için yaptığı çalışmalar kendini tanımamanın doğurduğu sonuçlar anlatılmış.
Son uç : İnsanın kendini bilmesiyle birçok sorunun cevabını bulacağı anlatılmış.
b) Her birim metnin temasını ortay koyan bir özellik taşımaktadır.
2. Sokrates eski Greklerin Delf Mabedinde yazılı olan “Ey insan kendini bil” sözünü çok tekrar edermiş.
Saint Augustin: insanlar dağarlın zirvelerini denizlerin dalgalarını büyük nehirleri ve engin okyanusları temaşa etmek için seyahat ederler fakat en büyük mucize olan kendi kendilerini görmeden gelip geçerler.
Gustave Flabert : Kimse kimseyi anlamıyor.
Bu görüşler insanın kendini tanımada yeterli adımı atmadığını dile getiriyor. Bu düşünceler günümüzde de güncelliğini korumaktadır.
3.Hasta muayenedost medihleri düşman hükümleri temaşa etmek ıcığını cıcığını çıkarmak insan muamması…..bu kelime türleri ve kavramlar metnin türü ve temasıyla ilgilidir. Fıkrada günlük dilin sadeliğini görürüz.
4. bu sayılan anlatım biçimleri metinde kullanılmıştır. Hem öğretici hem duygusal hem de mizahi anlatım unsurları görülmektedir.

5.
Peyami Safa’nın Edebi Kişiliği
Yazın yaşamına 20. Asır'daki öyküleriyle başlayan Peyami Safa tam 43 yıl hemen hiç ara vermeden Türkiye'de yayımlanan hemen tüm gazete ve dergilerde çeşitli zamanlarda fıkra makale ve romanlarını yayımlamış son derece verimli bir yazar olmuştur. Kendi kendini yetiştirmiş bir kişi olan Peyami Safa çağın düşünce akımlarıyla ilgilenmiş siyasal sorunlar karşısında tavır almış bu yüzden Türk basınında derin izler bırakan polemiklere girişmiştir. Bunlar arasında en ünlüleri Nâzım Hikmet Nurullah Ataç Sabiha ve Zekeriya Sertel ve Aziz Nesin'le yaptığı kalem kavgalarıdır.
İlk uzun öyküsü Gençliğimizi 1922 yılında Peyami Safa para kazanmak amacıyla yazdığı kimi yapıtlarında ilk defa ağabeyi İlhami Safa'nın takma ad olarak kullandığı annesinin Server Bedi adını benimsemiş bu takma adla 80'e yakın ün vermiştir. Bunlar arasında en sevilenler Cingöz Recai macera romanları ile Cumbadan Rumba'ya adlı romanı olmuştur.
Peyami Safa Türk kültür yaşamında yayımlandığı yıllarda hayli etkili olmuş Hafta Kültür Haftası (1936 - 21 sayı) ve Türk Düşüncesi (1953 - 1960 63 sayı) dergilerini çıkarmıştır.
6. Yazar eserlerinde psikolojik tahlillere yer verir. İnsanın iç dünyasını yansıtmada başarılı bir yazardır. Bu metin de insan psikolojisi ile ilgili bir metindir.

2. ETKİNLİK.
A.

ANA DÜŞÜNCE
DİL VE KÜLTÜR
DİL VE KÜLTÜRÜN TOPLUM AÇISINDAN ÖNEMİ
ÜSKÜP’TE TÜRK EVLERİ
ÜSKÜP’TE TÜRK KÜLTÜRÜNÜ YANSITAN ESERLERİN ÖNEMİ
BİR HATIRA
ATATÜRK’ÜN TÜRK TARİHİNİN ARAŞTIRILMASINA VERDİĞİ ÖNEM
BEN NE BİÇİM ADAMIM?
İNSANIN KENDİNİ TANIMADIĞI

B.Bu temalar günümüz metinlerinde de ele alınıp işlenen kon ular arasındadır.
c. metinlerdeki düşünceler başka iletişim araçlarıyla da ifade edilebilir.

Cumhuriyet Döneminin sosyal siyasi kültürel ve
Tarihi Unsurlarıyla ilişkisi
Dil ve Kültür
Cumhuriyet döneminde Türk kültürünün araştırılması için ciddi çalışmalar yapılmıştır.
Üsküp’te Türk Evleri
Tarih ve kültür alanındaki çalışmaları yansıtıyor
Bir hatıra
Atatürk2ün Türk tarihine verdiği önemi yansıtıyor.
Ben Ne Biçim insanım?
Sosyoloji ve psikoloji alanındaki çalışmaları destekliyor.

7. metinlerin her biri farklı bir türün özelliklerini gösteriyor. Dolayısıyla metnin türü ile metnin anlatımı arsında direk bir ilişki vardır.
Anlatım Özellikleri( Açıklık duruluk akıcılık ve tutarlılık)

Dil ve Kültür
Açık yabancı kelime ve kavramlar az akıcı bir anlatım kullanılmış düşünceler tutarlı bir şekilde ortaya konmuştur.

Üsküp’te Türk Evleri
Açık yabancı kelime ve kavramlar az akıcı bir anlatım kullanılmış düşünceler tutarlı bir şekilde ortaya konmuştur.

Bir Hatıra
Açık yabancı kelime ve kavramlar az akıcı bir anlatım kullanılmış düşünceler tutarlı bir şekilde ortaya konmuştur.

Ben ne Biçin Adamım?
Açık yabancı kelime ve kavramlar az akıcı bir anlatım kullanılmış düşünceler tutarlı bir şekilde ortaya konmuştur.

Metnin bağlı olduğu gelenek
Bir Gece Yarısı
Cumhuriyet dönemi deneme geleneği
Dil ve kültür
Cumhuriyet dönemi makale geleneği
Üsküp’te Türk Evleri
Cumhuriyet dönemi gezi yazısı geleneği
Bir Hatıra
Cumhuriyet dönemi hatıra geleneği
Ben Ne Biçim Adamım?
Cumhuriyet dönemi fıkra geleneği


Deneme
Ø İnsanı ilgilendiren her şey denemenin konusu olabilir.Konu sınırlaması yoktur.
Ø Denemeci bilgiçce bir tutum takınmazokuyucu ile sıcak bir iletişime geçer.
Ø Deneme yazarı yazısını konuşma havası içinde yazar.
Ø Deneme makalede olduğu gibi öne sürülen bir görüşü bir düşünceyi kesin ve değişmez bir sonuca bağlamaz.
Ø Deneme yazarı konusunu işlerken bir düşünceden diğerine geçer
Makale
• Düşünsel plânla yazılır.
• Yazar anlattıklarının doğruluğuna güvenmeli anlattıklarını bir mantık çerçevesine oturtabilmelidir. Her anlattığı önceki anlattıklarıyla çelişmemelidir.
• İşlenen konu kendinden önceki söylenmişlerden yazılmışlardan ayrı olmalıdır.
• Okuyucuya konunun önemini kavratabilmek için örnekleme karşılaştırma tanık gösterme gibi nesnel verilerden yararlanmalıdır.
Gezi Yazısı
Ø İnsanı ilgilendiren her şey denemenin konusu olabilir.Konu sınırlaması yoktur.
Ø Denemeci bilgiçce bir tutum takınmazokuyucu ile sıcak bir iletişime geçer.
Ø Deneme yazarı yazısını konuşma havası içinde yazar.
Ø Deneme makalede olduğu gibi öne sürülen bir görüşü bir düşünceyi kesin ve değişmez bir sonuca bağlamaz.
Ø Deneme yazarı konusunu işlerken bir düşünceden diğerine geçer.
Hatıra
1 - Yaşanmakta olanı değil yaşanmış bir konuyu anlatır.
2 - İnsan belleğinde iz bırakan olay ve olguları anlatır
3 - Tarihsel gerçeklerin öğrenilmesine katkı yaptığı için tarihçilere ışık tutar.
4 - Tanınmış bilim sanat ve politika adamlarının yaşamlarını çalışma ve
araştırmalarını anlatır.
5 - Yazarın unutulmasını istemediği gerçekleri kalıcı kılar.
6 - Geçmiş birinci kişinin ağzından kişisel yargılar ve yorumlarla verilir.
Fıkra
Düşünce yazılarıdır. Giriş gelişme ve sonuç şeklinde bölümleri vardır.
Toplumu yakından ilgilendiren günlük olaylar işlenir.Konu kısa yüzeysel; ama ustaca bir üslupla işlenir.Konu hakkında bilgi vermek değil okuru düşündürmek esastır.Yazar kişisel görüşlerini ileri sürdüğü için ispatlama gereği duymaz.Serbest bir üslubu vardır okuyucuyla içten bir bağ kurularak rahat bir anlatım yolu izlenir.Etkileyici bir anlatım kullanılır.Kolay anlaşılan ve okunan gazete yazılarıdır.Örneklemeden olabildiğince yararlanılır.

sayfa 46. ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME
A 1. Öğretici metinlerde günlük konuşma dilindeki Türkçe sözcükler halk söyleyişlerindeki tamlamalar kullanılır; Arapça ve Farsça sözcüklere fazla yer verilmez.
2. Bu dönem yazarları öğretici metinlerde terim ve kavramları gündelik hayata ait sözcük ve sözcük gruplarını kullanarak edebi bakımdan güçlü bir anlatıma ulaşmayı amaçlarlar.

Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı öğretici metinlerinde yazı dilinin konuşma diline yaklaştırılması açık ve sade bir dilin kullanılması daha fazla okura ulaşılması amaçlanmıştır.

B. boşluk doldurma
.1..... gezi yazısı....
2. ......makale.....
C.1. E
2.A
__________________
Atılan Romlardan Forumson Ekibi Sorumlu Değildir Lütfen Cihaz Bilgilerini Okuyup Rom Atınız Cihazınıza
Korax isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-28-2012, 18:31   #4 (permalink)
ForumSon Webmaster

Yasal UyarıArkadaşlar Lütfen Konulara Cevap Yazalım iyi veya Kötü Değerlendirelim Emeğe Saygı!
 
Korax - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jan 2008

Yaş: 31
Mesajlar: 20,087
Konuları: 18418

Tesekkür: 7
270 Mesajina 265 Tesekkür Aldi Üye No: 1
REP Gücü : 1000
REP Puanı : 11717
Korax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond repute
Seviye: 80 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 2788 / 2788
Güç: 6695 / 37849
Deneyim: 66%
İletisim
Korax - MSN üzeri Mesaj gönder

Standart

 

Sayfa 47
ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME
1. Öğretici metinlerde günlük konuşma dilindeki Türkçe sözcükler halk söyleyişlerindeki tamlamalar kullanılır; Arapça ve Farsça sözcüklere fazla yer verilmez.
Bu dönem yazarları öğretici metinlerde terim ve kavramları gündelik hayata ait sözcük ve sözcük gruplarını kullanarak edebi bakımdan güçlü bir anlatıma ulaşmayı amaçlarlar.
Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı öğretici metinlerinde yazı dilinin konuşma diline yaklaştırılması açık ve sade bir dilin kullanılması daha fazla okura ulaşılmasını sağlamıştır.
2.AÇIKLIK: Bir cümlenin ya da metnin kolayca anlaşılabilir olmasına açıklık denir. Açık metin anlatıcının anlatmak istediğini eksiksiz ileten metindir. Açık olamayan bir anlatım anlatıcının anlatmak istediklerinin ya hiç anlaşılmamasına ya da eksik ve yanlış anlaşılmasına neden olur. Bir cümleden birbirinden farklı iki anlam çıkıyorsa ya da o cümle hiç anlaşılamıyorsa bunun nedeni anlatıcının açıklık ilkesine uymamasıdır.
DURULUK: Duruluk anlatımda gereksiz sözcük söz grubu ve eklere yer verilmemesidir. Sözlü ve yazılı bir anlatımda cümleden herhangi bir sözcük çıkarıldığında cümlenin anlamında daralma olmuyorsa o sözcük gereksiz kullanılmış demektir. Duru cümle anlatılmak istenenleri en az sözcükle anlatan cümledir.
Tutarlılık: Tutarlılık duygu ve düşüncelerin aralarında herhangi bir çelişkiye yer vermeyecek şekilde birbiriyle uyumlu bir şekilde verilmesidir. Bu açıdan iyi bir metinde cümleler birbirini destekler daha anlaşılır hâle getirir. Tutarlılık yazarla okur arasındaki iletişimde temel öğelerdendir. Çünkü metnin okur tarafından kabul edilmesi düşüncelerin tutarlılığıyla doğru orantılıdır.

B.
1. TEMA
2. FIKRA
3.DDY
Ç
1..C HİKAYE
2. A SADE BİR DİL KULLANILMIŞTIR
3. E TEVFİK FİKRET
4. C. DENEME
5. C ELEŞTİRİ
6. D


3. ÜNİTE CUMHURİYET DÖN. HEYECANI DİLE GETİREN METİNLER
ÖZ (Saf)ŞİİR 1920-1940
HAZIRLIK sayfa 50-51-52-53
* Milli edebiyat Dönemi şiiri ve dil anlayışı hakkında araştırma yapınız.
* MİLLİ EDEBİYAT AKIMINDA ŞİİR
Edebiyatımızda halkın anlayabileceği bir dille halk için yazmak ilkesi Tanzimat döneminde Şinasi ile başlamıştır Şinasi'nin daha çok düzyazı dili üzerinde durmakla birlikte şiirlerinde de elinden geldiğince Türkçe sözcükler kullanmaya çaba gösterdiği görülür.Ziya Paşa ise şiirimizin halk diliyle ve hece ölçüsüyle yazılması gerektiğine dikkatleri çekmiştir. Ancak sanat yapma kaygısının ağır basması bu girişimlerin sürdürülmesini engellemiştir. Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati dönemlerinde ise şiir dili konuşma dilinden iyice uzaklaşmış aruz ölçüsü egemenliğini sürdürmüştür. Tanzimat'ta ortaya konulan halk için yazma ilkesini yeniden canlandıran halk içinden yetişmiş bir şair olarak Mehmet Emin Yurdakul olmuştur.
Ancak Servet-i Fünun şiirinin tutunduğu sevildiği sırada halkın anlayabileceği bir dille ve halk şiiri ölçüsüyle şiir yazmayı benimsetebilmesi oldukça güç bir iş olmakla birlikte bu güçlükten yılmayan Mehmet Emin "Türkçe Şiirler" adlı kitabıyla edebiyatımızdaki yerini sağlamlaştırmış konuşma Türkçesini ve hece ölçüsünü savunanlarca desteklenmiştir.
Mehmet Emin'den sonra 1911'de Genç Kalemler dergisinde Turan adlı şiirini yayımlayarak "Bütün Türkçülük" düşüncesini benimsediğini duyuran Ziya Gökalp (1876-1924) şiirde hece ölçüsünü ve Türkçeyi yerleştirmekte Mehmet Emin'den daha etkili olmuştur. Milli Edebiyat hareketinin kendini benimsettiği yıllar olan 1911 ile 1917 yılları arasında ise değişik eğilimlerin bir arada olduğu göze çarpmaktadır. Milli edebiyat şairleri kendilerini kabul ettirmeye çalışırken Fecr-i Ati şairleri ünlerini sürdürdükleri gibi Servet-i Fünun şiirini yaratanTevfik Fikret veCenap Sahabettin in de şairlik güçlerini ellerinde tuttukları dikkati çekiyor. Ayrıca Fecr-i Ati topluluğunun dağılmasıyla topluluk şairlerinden kimileriyle genç kuşak şairlerinden kimilerinin Milli Edebiyat anlayışı dışında yeni hareketler yaratma girişiminde bulundukları görülmektedir. Bazı genç şairler Nayiler adı altında yeni bir edebi hareket yaratmak için ortaya çıktılar. Bunlar edebiyatta millilik ayrıcalığını Genç Kalemler'e bırakmamak için edebiyatın milli oluşunu "milli geçmişe bağlanış"ta görerek Anadolu'daki Türk edebiyatının ilk devirlerine inmeyi ve böylece XIII. asrın büyük mutasavvıfları olan Mevlana Celaleddin-i Rumi ile Yunus Emre'nin şiirlerin-deki samimi ifadeli lirik ve mistik atmosferi kendi şiirlerinde de yaşatmayı denediler. Onlara göre estetik heyecan ile dili ve üslubu tabii bir şekilde birleştirmek sade ve samimi bir ifade tarzı bulmak ve bundan doğan iç ahengi değerlendirmek gerekir. Bu topluluğun ömrü çok kısa sürmüş düşüncelerini gerçekleştirebilecek değerde eserler veremeden dağılmıştır.
Aynı yıl ortaya çıkmış olan bir edebi eğilim de yabancı bir geçmişin bir kaynağına yönelerek Türk edebiyatını esasından batılılaştırmak için doğrudan doğruya "Eski Yunan edebiyatını örnek edinmek" eğilimidir. Yahya Kemal ile Yakup Kadri'nin temsile çalıştıkları ve Eski Ak Deniz Havzası (bölgesi) Medeniyeti ile ilgili olduğu için "Havza Edebiyatı" veya "Nevyunanîlik" adını verdikleri ve ilk örneklerini Yahya Kemal'in "Sicilya Kızları" ve "Biblos Kadınları" adlı şiirleri ile Yakup Kadri'nin "Siyah Saçlı Yabancı ile Berrak Gözlü Genç Kızın Sözleri" adlı nesrinde bulan bu eğilim de devrini etkileyecek bir gelişme gösterememiştir.
Yine aynı yıllarda şiirin genel durumundaki bu kararsızlıktan başka milli bir edebiyata taraftar şairlerin şiir anlayışında da tam bir birlik görülmez. Milli Edebiyat hareketince şiirin şahsi bir mesele olarak sayılması üzerine Milli Edebiyat deyiminden bazı şairler konuca "eski Türk tarihine efsane ve geleneklerine bağlanmayı" anlayarak bu tarzda şiirler yazarken (Mehmet Emin Ziya Gökalp); bazıları "Osmanlı İmparatorluğu'nun parlak devirlerini yaşatmaya" çalışıyor (Yahya Kemal Enis Behiç); bazıları da millileşmeyi "halk şiirine bir dönüş" sayarak halk nazım şekilleri ile şiirler yazıyor (Rıza Tevfik Faruk Nafiz Orhan Seyfi Yusuf Ziya) ve hemen hepsi (Mehmet Emin Ziya Gökalp hariç) ferdiyetçi bir sanat anlayışı içinde yalnız kendi duygu ve hayal dünyalarını işliyorlardı.
Nihayet milli bir edebiyata taraftar şairlerin bu dağınık yönlerdeki çalışmalarını birleştirmek gayesi ile 1917 yılı haziranında "Şairler Derneği" adlı bir dernek kuruldu. Fakat üyeleri arasında tam bir anlaşmaya varılamadı. Nitekim dernek "istedikleri sanat anlayışını benimsemekte" üyelerini serbest bırakarak onlardan sadece "konuşma dilinin ve hece vezninin kullanılmasını" isteme kararını alabildi. Kuruluşundan başlayarak bütün edebi hareketlere sayfalarını açık tutan Servet-i Fünun'un da bu harekete katılması ve Yeni Mecmua (1917) Büyük Mecmua (1919) ve Dergâh (1921) dergilerinin sürekli yayınları ile şiirde dil ve ölçünün millileştirilmesi meselesi (Y. Kemal gibi bazı istisnalarla) Cumhuriyetin ilanından önce tamamıyla gerçekleşti. İlk şiirlerinde Osmanlıcayı ve aruzu kullanıp konuşulan Türkçeye ve heceye sonradan bağlananlar çoğunlukta olduğu için bu devrin şairlerinin şiirlerindeki dil ve vezin ikiliği belirli ve ortak bir özelliktir. Ancak 1917 tarihinden sonra genç şairlerin şiirlerinde konuşulan Türkçenin en güzel örnekleri verilmiştir. Birkaç yıl gibi çok kısa bir süre içinde elde edilen bu büyük başarıda "Hecenin Beş Şairi" olarak adlandırılan şairlerin (Halit Fahri Enis Behiç Orhan Seyfi Yusuf Ziya Faruk Nafiz) geniş payları vardır.
Şiirlerini 1918'den sonra yayımlamaya başlayan Yahya Kemal ise daha değişik bir çizgide görülür. Milli Edebiyat hareketinin ilkelerine tam olarak uymamakla birlikte konferanslarıyla hareketi desteklemiştir. Tarihte Osmanlı imparatorluğu'nu temel alan Yahya Kemal Birinci Dünya Savaşı sonlarındaki yenilginin çöküntüsünü yaşayan Türkleri güçlendirmek için ulusal tarihi tema alan şiirler yazmıştır. Tarihe yönelik temaların yanında sonsuzluk aşk ve ölüm en çok işlediği konulardır. Özellikle tarihsel temalı şiirlerinde Divan şiiri koşuk biçimini kullanan Yahya Kemal "Ok" şiiri dışında hep aruz ölçüsü kullanmıştır. Koşuk biçimleri gibi dili de şiirlerin temasına göre değişir. Tarihsel temalı şiirlerinde yansıttığı döneme uygun bir dil kullanırken konuşma Türkçesinin güzel örneklerini verdiği şiirleri de vardır. Dile olan egemenliğiyle şiirimize değişik bir söyleyiş getirmiştir.

Milli Edebiyat şairlerinin eserlerinde aşağıdaki özellikler görülür:
1. "Halka doğru" ilkesi gereğince ilk kez ulusal kaynaklara dönülmüştür.
2. Yalın bir dil kullanılmıştır.
3. Hece ölçüsü esas alınmıştır.
4. Halk şiiri nazım biçimlerinden yararlanma yoluna gidilmiştir.
5. Şiirlerde doğa ve yurt güzellikleriyle birlikte yurtseverlik kahramanlık konuları işlenmiştir.
6. Şiire romantik bir söyleyiş egemen olmuş toplumsal sorunlara pek yer verilmemiştir.
7. "Beş Hececiler" topluluğu önemli bir çıkış olmuştur.

BEŞ HECECİLER
Şiire aruzla başlayan Ziya Gökalp'ın etkisiyle Milli Edebiyat akımına bağlanan ve 1917'den sonra ortaya çıkan bir topluluk oluşturmayan aynı özellikleri taşıdıkları için "Beş Hececiler" adıyla adlandırılan "Hecenin Beş Şairi" şu sanatçılardan oluşmaktadır: Orhan Seyfi Orhon Faruk Nafiz Çamlıbel Halit Fahri Ozansoy Enis Behiç Koryürek Yusuf Ziya Ortaç
Bu şairler 1917'de Selanik'te "Genç Kalemlerle başlayan Milli Edebiyat akımının ilkelerine bağlı olarak halk şiirimizin özelliklerinden yerli kaynaklarımızdan yararlanarak şiirimizin aruzdan heceye geçişinde önemli rol oynamışlardır. "Beş Hececiler" adıyla tanınan bu sanatçılar Milli Edebiyat döneminde sanat hayatlarına başlamıştır; ancak asıl ürünlerini Cumhuriyet döneminde vermişlerdir.
"Beş Hececiler" olarak tanınan bu şairlerin eserlerinde özetle şu özellikler görülür:
1. Bireysel konuları ve yurt güzelliklerini anlatma
2. Anadolu'ya romantik bir tutumla yaklaşma
3. Sade bir dille yazma
4. Hece ölçüsünü kullanma ve Halk şiiri geleneğinden yararlanma
* Derste kullanılmak üzere bir gazel örneği getiriniz.
Gazel
Ağyâre nigâh etmediğin nâz sanırdım
Çok lutf imiş ol âşıka ben az sanırdım

Gamzen dili rüsvâ-yı cihân eyledi
Billâh ben ol âfeti hem-râz sanırdım

Seyr eylemesem âyînede aks-i cemâlin
Hüsn ile seni meh gibi mümtâz sanırdım

Ma'mûr idügin bilmez idim böyle harâbât
Mestâneleri hâne-ber-endâz sanırdım

Sihr etdiğini senden işitdim yine Nef'î
Yoksa sözünü hep senin i'câz sanırdım
Nef’i
AÇIKLAMA

Yabancıya bakmadığından ben nazlı sanırdım
Ama çok alakalıymış aşığa ben az sanırdım

Gülümsenle cihana beni rezil eyledin
Oysa ben seni en yakın arkadaşım sanırdım

Yüzünün aynadaki yansımsını görmesem
Güzellikde seni ay gibi seçkin sanırdım

Yapıcı olduğunu bilmezdim böyle harap olmuş
Sarhoşları seni ev yıkıcı sanırdım

Sihir yaptığı yeni senden işittim
Nef'i yoksa sözünü hep icaz* sanardım

*Ahmet Hamdi Tanpınar Ahmet Muhip Dranas Necip Fazıl Kısakürek Ziya Osman Saba Cahit Sıtkı Tarancı’nın hayatları edebi kişiliği ve fikirleri hakkında araştırma yapınız.
Ahmet Hamdi Tanpınar
Ahmet Hamdi Tanpınar 23 Haziran 1901 tarihinde İstanbul'da doğdu.İstanbul'da Ravaz-i Maarif İbtidaisi'nde Sinop ve Siirt rüşdiyelerinde Vefa Kerkük ve Antalya sultanilerinde öğrenim gördü. Baytar mektebini bırakarak girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden 1923 yılında mezun oldu. Erzurum Konya ve Ankara liseleriyle Gazi Eğitim Enstitüsü ve Güzel Sanatlar Akademisi'nde edebiyat öğretmenliği yaptı aynı akademide estetik ve sanat tarihi dersleri verdi (1932 - 1939). 1939 yılında İstanbul Üniversitesi'ne Yeni Türk Edebiyatı Profesörü olarak atandı.
Maraş Milletvekili olarak 1942-1946 yıllarında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bulundu. Bir süre Milli Eğitim Müfettişliği yaptıktan ve Güzel Sanatlar Akademisinde eski görevinde çalıştıktan sonra 1949 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne yeniden döndü ve bu görevde iken 24 Ocak 1962 tarihinde İstanbul'da öldü.
Öykü Kitapları
Abdullah Efendi'nin Rüyaları (1943) Yaz Yağmuru (1955) Hik(yeler (Kitaplaşmayan iki hikâyesiyle birlikte tüm öyküleri 1983).

Ahmet Muhip Dranas
909 yılında Sinop'un Salı köyünde dünyaya geldi. Ankara Erkek Lisesi'ni bitirdi. Lisedeki edebiyat öğretmenleri Faruk Nafiz Çamlıbel ve Ahmet Hamdi Tanpınar şiir sevgisinin gelişmesinde etkili oldular. Ankara Erkek Lisesi'ni bitirdikten sonra Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde çalıştı(1930-1935). Ankara Hukuk Fakültesi'ne iki yıl devam ettikten sonra İstanbul'a gitti Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne girdi ve burayı bitirdi. Güzel Sanatlar Akademisi Kütüphane müdürlüğü yaptı. Dolmabahçe Resim ve Heykel Müzesi resim yardımcılığında bulundu.
1938'de Ankara'ya döndü ve CHP Genel Merkezi'nde Halkevleri Kültür ve Sanat Yayınları'nı yönetti. Ağrı dolaylarında askerlik görevini yaptıktan sonra Ankara'da Çocuk Esirgeme Kurumu Yayın Müdürü Kurum Başkanı (1957-1960) daha sonra İş Bankası Yönetim Kurulu üyesi oldu. Devlet Tiyatrosu Edebî Kurul Başkanlığı Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. Politikaya atılarak Zafer gazetesinde yazılar yazdı.
Birkaç kez DP'den milletvekili adayı olduysa da seçilemedi. Yayımlanan ilk şiiri Ankara Lisesi'nden Muhip Atalay imzasıyla Milli Mecmua'da çıkan "Bir Kadına" adlı şiirdir 15 Eylül 1926. Sonra kendi imzası ile çeşitli dergilerde şiirler yayımladı.
Çeşitli dergilerde yayımlanan şiirleri 1974 yılında İş Bankası Kültür Yayınları arasında "Şiirler" adı ile çıktı. Ayrıca "Kırık Saz" adlı eseri de çıkmıştır.
21 Haziran 1980'de Ankara'da öldü. Vasiyeti üzerine Sinop'un Salı köyünde toprağa verildi.
Ahmet Muhip Cahit Sıtkı Tarancı ile şiirde ahenge ve sese önem vermişlerdir. Örneğin Kar şiirinde Ahmet Muhip sesi ön plana çıkarırken Olvido adlı şiirinde ne sesi anlama ne de anlamı sese baskın kılmıştır.
Hece şiirinin son kuşağı denilebilecek şairler arasında Ahmet Muhip Dıranas çağcıl Batı şiirine (Baudelaire Verlaine) en yakın kendinden bir iki kuşak sonrası şairler üzerinde az sayıda şiirle bile olsa uzun süre etkili olan bir şairdir. O da hocası Tanpınar gibi az yazmış seyrek yayımlamış şiirlerini şiire başladıktan nerdeyse elli yıl sonra (1974) kitaplaştırmıştır. Gerek Fransız şiiri gerekse kendinden önceki kuşaktan ustaları Ahmet Haşim ve Ahmet Hamdi Tanpınar'dan aldığı etkileri sanatına yedirerek özgün bir şiire ulaşmıştır. Hece ölçüsü sınırlarında kalarak ama durak ve vurgu yerlerini değiştirerek gelenekselde çağdaşlığı yakalayan çağrışım gücü yüksek yurdu insanı ve doğası ile barışık alışılmadık deyiş örgüsüyle unutulmaz şiirler yazmıştır. Şiirlerinde aşk tabiat ölüm hatıralar sığ olmayan bir anlatımla ve düşündürücü boyutlar içinde verilmiştir.
Yayımlanmış kitapları
Yazılar. Adam Yayınları Haziran 1994.
Oyunlar Gölgeler Çıkmaz Finten. Adam Yayınları 1995 İstanbul
Yazılar Toplu Yazıları. YKY 2000 İstanbul
Şiirler. YKY Kasım 2006.
Eserleri:
Şiir
Şiirler (1974)
Kırık Saz (1975 T. Fikret'ten).
Oyun
Gölgeler (1947)
O Böyle İstemezdi(1948 - Bu iki oyun Devlet Tiyatrosu ile İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda oynanmıştır).
Çeviri Oyun
Aptal (1940 - Dostoyevski'den uyarlayanlar F. Neziere / S.W. Bienstock).
İnceleme
Fransa'da Müstakil Resim (1937 - İki Cilt C. Sıtkı ile birlikte).
Şiir çevirileri
Çalar Saat - Charles BAUDELAIRE 1
Cahit Sıtkı Tarancı - (1910-1956)
Diyarbakır'da doğdu. Galatasaray Lisesi'ni bitirdi. Mülkiye Mektebi'nde okudu. Paris'e gitti. ikinci Dünya Savaşı çıkınca geri döndü. Çevirmenlik yaptı. Ağır bir hastalığa yakalandı. Viyana'ya götürüldü. Orada öldü. Ankara'ya getirilip toprağa verildi. Otuz Beş Yaş şiiriyle ün yaptı. Hayat aşk ve ölüm şiirlerinin başlıca temalarını oluşturmaktadır. Ömrümde Sükût Otuz Beş Yaş Düşten Güzel ve Sonrası adlı şiir kitapları bulunmaktadır.
Ziya Osman Saba
Ziya Osman Saba cumhuriyet dönemi şair ve yazarı (30 Mart 1910 İstanbul-29 Ocak 1957 İstanbul).
Yedi Meşaleciler Hareketi'nin kurucularındandır. Şair olarak ün kazanan edebiyatçı küçük hikâye türünde de eserler verdi.
Hayatı
30 Mart 1910 tarihinde İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Binbaşı Osman Bey Paris askeri ateşesi idi. Sekiz yaşında iken annesini kaybetti. Bu kaybın hüznünü hep hisseti ve eserlerine yansıttı. Ziya Osman dokuz yaşında yatılı öğrenci olarak kaydedildiği Galatasaray Lisesi'nden 1931'de mezun oldu.
İlk şiiri 1927'de lise öğrencisi iken Servet-i Fünun'da Ziya imzasıyla yayımlandı. Lisede bir yıl sınıfta kalınca bir alt sınıftaki Cahit Sıtkı ile tanışma fırsatı bulması edebiyat dünyasında ender görülen bir dostluğun oluşmasını sağladı. Dostu Cahit Sıtkı'nın öğrencilik yıllarından itibaren kendisine yazdığı mektupları biraraya getirmesi ile ilk basımı 1957'de yapılan Ziya'ya Mektuplar adlı ünlü kitap oluşmuştur.
1928'de altı lise arkadaşı ile birlikte (Yaşar Nabi Sabri Esat Cevdet Kudret Vasfi Mahir Muammer Lütfi Kenan Hulusi) Yedi Meşale isimli ortak kitap yayımladılar. Ziya Osman kitabın başarısı üzerine Yusuf Ziya'nın desteğiyle çıkarılan ve yayımı sekiz ay süren aynı isimdeki derginin kurucu yazarları arasında yer aldı. Ömrü boyunca topluluğun şiir anlayışına bağlı kalan tek Yedi Meşaleci oldu. Derginin kapanmasından sonra şiirlerini Milliyet ve İçtihat'ta yayımlattı. Varlık Dergisi'nin kurulmasından sonra ise metinlerini orada yayımlatmaya başladı.

Sinir hastası olan kuzenine aşık olan Ziya Osman ailesinin itirazlarına rağmen liseyi bitirdiği yıl onunla evlendi. 12 yıl süren bu evlilik mutsuz ve karamsar olmasına yol açtı. Yüksek öğrenimini 1936'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde tamamladı aynı yıl İstanbul'da askerliğini yaptı.
Hukuk eğitimi sırasında bir yandan da Cumhuriyet Gazetesi muhasebe servisinde çalışan Ziya Osman Saba çalışma hayatına 1938 yılında girdiği Emlak ve Eytam Bankası'nda uzun yıllar devam etti. 1943 yılında ilk eşinden ayrıldı. Aynı yıl Yedi Meşale'den sonra ilk kitabı olan Sebil ve Güvercinler adlı kitabı yayımlandı. ABC Kitabevi'nin yayımladığı kitapta 66 şiiri yer almaktaydı. Ertesi yıl çalıştığı bankada tanıştığı Rezzan Hanım ile evlenerek yavaş yavaş karamsarlığından kurtuldu. Bu evlilikten Orhan ve Osman isimli iki oğlu oldu.
Ziya Osman Saba bankası tarafından Ankara'ya tayin edilmesi üzerine bir süre bu kentte yaşadıysa da İstanbul özlemi nedeniyle 1945 yılında bankadaki görevinden ayrıldı. İstanbul'da Milli Eğitim Bakanlığı Basımevi'nde tashih şefi (düzeltmen) olarak çalıştı. 1947'de ikinci kitabı Geçen Zaman yayımlandı. Varlık Yayınları tarafından basılan bu kitap şairin "Sebil ve Güvercinler" kitabındaki şiirlerle 1943-1946 arasında yazdığı şiirlerin biraraya getirilmesinden oluşuyordu. 1950'de geçirdiği bir kalp krizi nedeniyle bu işi de bırakmak zorunda kalan Saba yaşamının geri kalanında arkadaşı Yaşar Nabi'nin sahibi olduğu Varlık Yayınları'nın kitaplarını evinde basıma hazırlayarak geçimini sağladı.
İlk hikâye kitabı Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi 1952'de yayımlandı. 29 Ocak 1957 günü İstanbul'da bir kalp krizi sonucu Kadıköy'deki evinde hayatını kaybeden şairin Nefes Almak adlı şiir kitabı ile Değişen İstanbul adlı hikâye kitabı ölümünden sonra basıldı.
Eyüp Sultan'daki aile mezarına defnedilmiştir; ancak mezar bugün kayıptır.
Necip Fazıl Kısakürek Şair-Yazar
1904 yılında İstanbul’da doğdu. Çeşitli okullarda bu arada Amerikan Koleji'nde okudu ve orta öğrenimini Bahriye Mektebi'nde yaptı(1922). Bu askeri okulda din derslerini Aksekili Ahmed Hamdi tarih derslerini Yahya Kemal'den görmüş ama asıl anlamda "edebiyat ve felsefeden riyaziyeye ve fiziğe kadar iç ve dış bir çok ilimde derin ve mahrem mıntıkalara kadar nüfuz edebilmiş" dediği İbrahim Aşkî'nin etkisinde kalmıştır.İbrahim Aşkî verdiği kitaplarla onun "deri üstü deri bir plânda da olsa" tasavvufla ilk temasını sağlamıştır.
Kısakürek Bahriye Mektebi'nin "namzet ve harp sınıflarını bitirdikten sonra" Darülfünun Felsefe Bölümü'ne girmiş ve oradan mezun olmuştur (1921-1924). Felsefedeki en yakın arkadaşlarından biri Hasan Ali Yücel'dir. Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile bir yıl Paris'te gitmiştir. (1924-1925). Yurda döndükten sonra Hollanda Osmanlı ve İş Bankalarında memurluk ve müfettişlik gibi görevlerde bulunmuş (1926-1939) Ankara'da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Devlet Konservatuvarı ile İstanbul'da Güzel Sanatlar Akademisi'nde dersler vermiştir (1939-1942). Daha gençlik yıllarında basınla ilişkiye geçen Kısakürek bu tarihten sonra memurlukla ilişkisini kesmiş hayatını yazarlık ve dergicilikten kazanmaya başlamıştır.Necip Fazıl Kısakürek 25 Mayıs 1983 tarihinde Erenköy'deki evinde öldü.Naşı Eyüp sırtlarındaki kabristana defnedilmiştir.
Ödülleri
Necip Fazıl Sabır Taşı adlı oyunuyla 1947 yılında C.H.P. Piyes Yarışmacı Birincilik Ödülü'nü almıştır. Kısakürek'e doğumunun 75. yıldönümü dolayısıyla Kültür Bakanlığı'nca "Büyük Kültür Armağanı" (25 Mayıs 1980) ve Türk Edebiyatı Vakfı'nca "Türkçenin Yaşayan En Büyük Şairi" ünvanını vermiştir.
Yazı Hayatı
Necip Fazıl'ın yayınlanan ilk şiiri Örümcek Ağı adlı kitabına "Bir Mezar Taşı" başlığıyla alacağı "Kitabe" şiiridir ve 1 Temmuz 1923 tarihli Yeni Mecmua'da çıkmıştır. Necip Fazıl hatıralarında "benim de yerim bu el oldu yâhu/ Gençlik bahçesinde sel oldu yâhu" dizeleriyle başlayan bu şiir dolayısıyla Ahmet Haşim'in "Çocuk Bu Sesi nerden buldun sen?" dediğini yazmaktadır. Kısakürek bu tarihten itibaren 1939 yılına kadar Yeni Mecmua Milli Mecmua Anadolu Hayat Varlık gibi dergilerle Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan şiir ve yazılarıyla ününü genişletmiştir.Necip Fazıl 1925 yılında Paris'ten yurda döndükten sonra aralıklı şekilde ama uzun sürelerle Ankara'da kalmış üçüncü gelişinde bazı bankaların da desteğini sağlayarak 14 Mart 1936 tarihinde Ağaç adlı bir dergi çıkarmıştır. Yazarları arasında Ahmet Hamdi Tanpınar Ahmet Kutsi Tecer Mustafa Şekip Tunç'un da bulunduğu Ağaç yeni kapanmış olan Yakup Kadri'nin sahipliğindeki Kadro dergisinin Burhan Belge Vedat Nedim Tör Şevket Süreyya Aydemir ve İsmail Husrev Tökin gibi yazarlarının savunduğu ve dönemin etellektüellerini hayli etkilemiş bulunan materyalist ve marksizan düşüncelerine karşı spiritüalist ve idealist bir çizgi izlemeyi öngörmüştür. Ankara'da altı sayı çıkan Ağaç dergisini Kısakürek daha sonra İstanbul'a nakletmiş ancak dergi 17'nci sayıda kapanmıştır.Ve Büyük Doğu Necip Fazıl 1943 yılında bu defa dini ve siyasi kimliği de olan Büyük Doğu dergisini çıkarmış 1978 yılına kadar aralıklarla haftalık günlük ve aylık olarak çıkardığı Büyük Doğu'da iktidarlara cephe almış yazı ve yayınları yüzünden mahkemelere düşmüş dergi birçok kez kapatılmıştır. Özellikle İslam medeniyetini ve tarihini savunan Necip Fazıl giderek milletimizin sevdiği bir insan olmuştur. Necip Fazıl 1947 yılında Büyük Doğu'nun toplatılması üzerine ayrıca Borazan diye bir siyasi mizah dergisi de çıkarmıştır.
ESERLERİ
Şiir: Örümcek Ağı Kaldırımlar Ben ve Ötesi Sonsuzluk Kervanı Çile Şiirlerim Esselâm Çile Oyun: Tohum Bir Adam Yaratmak Künye Sabır Taşı Para Nami Diğer Parmaksız Salih Reis Bey Ahşap Konak Siyah Pelerinli Adam Ulu Hakan Abdülhamit Yunus Emre.
Roman: Aynadaki Yalan Kafa Kağıdı
Hikaye: Birkaç Hikâye Birkaç Tahlil Ruh Burkuntularından Hikâyeler HikâyelerimHatırat: Cinnet Mustatili Hac O ve Ben Bâbıâli.
· Sembolizm akımı hakkında bir araştırma yapınız.
SEMBOLİZM (SİMGECİLİK)
19.yüzyılın ikinci yarısında parnasizme tepki olarak ortaya çıkmış bir akımdır. Parnasyenler insan duygularına izlenimlere önem vermiyorlardı Onalr için önemli olan gerçekti düşüncelerdi.Sembolistler bu anlayışa karşı çıkmış duygusallığa insanın iç dünyasına yönelmişlerdir. Onalra göre somut varlıklar dış dünya ile insanın duyuları arasında köprü kurmaya yarayan birer simgedir. Çünkü dış gerçek ancak insanın algılayış biçimiyle var olur. Yani insan onu nasıl algılıyorsa öyle değerlendirilir. Sembolistler semboller aracılığıyla dış çevrenin insan üzerindeki etkilerini ve izlenimlerini anlatmışlardır.
Şiiri sessiz bir şarkı olarak tanımlamışlar ve müziği şiirin amacı durumuna getirmişlerdir. Onlara göre şiir düşüncelere değil duygulara seslenmelidir; çünkü şiir bir şey anlatmak için yazılmaz.
Şiirde anlam kapalı olmalıdır ve herkes kendince yorum getirebilmelidir. Sözcüğün anlam değerinden çok müzikal değeri önemlidir. Anlam kapanıklığı ve farklı çağrışımlar yaratabilme amacı bol bol mecaz ve istiarelerin kullanılmasına yol açmış dolayısıyla dil de ağırlaşmıştır.
Gerçeklerden kaçma hayale sığınma çirkinlikleri hayal yardımıyla güzelleştirme bunlara bağlı olarak ortaya çıkan karamsarlık sembolizmin en belirgin özelliklerindendir.
Durgun sular ay ışığı alacakaranlık tan ağartısı perdede gezinen gölgeler ve ölüm başlıca temalarıdır. Lirizm bu anlayışın en önemli ögesi durumundadır.
Parnasyenlerin genellikle “sone” nazım biçimini kullanmalarına karşın sembolistler daha çok serbest nazım biçimlerine yönelmişlerdir.
Başlıca temsilcileri:
Baudelaire Rimbaud Mallarme Verlaine Puşkin
__________________
Atılan Romlardan Forumson Ekibi Sorumlu Değildir Lütfen Cihaz Bilgilerini Okuyup Rom Atınız Cihazınıza
Korax isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-28-2012, 18:32   #5 (permalink)
ForumSon Webmaster

Yasal UyarıArkadaşlar Lütfen Konulara Cevap Yazalım iyi veya Kötü Değerlendirelim Emeğe Saygı!
 
Korax - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jan 2008

Yaş: 31
Mesajlar: 20,087
Konuları: 18418

Tesekkür: 7
270 Mesajina 265 Tesekkür Aldi Üye No: 1
REP Gücü : 1000
REP Puanı : 11717
Korax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond repute
Seviye: 80 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 2788 / 2788
Güç: 6695 / 37849
Deneyim: 66%
İletisim
Korax - MSN üzeri Mesaj gönder

Standart

 

1.....
2. çağdaş bir devletin kurulması ankaranın başkent olmasıhalkçılığın devlet programına girmesi bilimsel ve laik anlayışa dayanan milli eğitimin öngörülmesikadının özgürlüğü gibi toplumun çehresini değiştiren oluşumlar sanat ve edebiyat çevrelerinde de derin etkiler yapar.
3. Atatürk ilke ve inkılaplarının temelini Tanzimat döneminde ortay atılan hürriyet cumhuriyetkölelik din ve vicdan hürriyeti kadın hakları gibi o gün ortay atılan ve savunulan düşünceler oluşturmaktadır. Çünkü Atatürk kendine batıyı örnek almış bir devlet adamıdır. Tanzimat’la birlikte biz yüzümüzü batıya dönmüşüz.
4. Aydınların halka yönelmesi ile birlikte kurtuluşun sadece İstanbul’dan olamayacağı anlaşılmıştır. Anadolu çoğu zaman yöneticiler ve aydınlar tarafından bir zahire ve asker deposu olarak görülmüş gerekli hizmet devlet tarafından verilmemiştir. Yani Osmanlı’nın Anadolu’yu göz ardı etmesi aydınları Anadolu’ya dönük eserler vermeye itmiştir.

5. Bireyler bilinçlendikçe toplum da bilinçlenecek toplumun bilgi ve kültür seviyesi yükselecektir. Bilgi ve kültür seviyesi yükselen bir toplumda toplumsal bilinç de gelişecektir. Bunun etrafında millet olma bilinci yerleşecek toplum kendi kültür ve sanat eserlerine sahip çıkacak milli benlik oluşacaktır.
6. cumhuriyetle birlikte aydınlarımız halka açılmış Anadolu’nun her yeri karış karış gezilmiş halkla bütünleşme adına önemli adımlar atılmıştır. Bu da aydın- halk yakınlaşmasını güçlendirmiştir.


23 sayfa
1. Cumhuriyetten önceki dönemlerde Anadolu çoğunlukla eserlere yansıtılmamıştır. Hikaye ve tiyatrolarda anlatılan olayların çoğu İstanbul’da geçmektedir. Cumhuriyetten önceki dönemler de anlatılacak olay yazar tarafından seçilir yazar olayı kurgular öyle anlatırdı. Yani yazılarda çoğunlukla sanat yapma amacı vardı. Cumhuriyetten sonraki dönemlerde ise sanat kaygısı güdülmeksizin doğrudan anlatım kullanılmıştır. Hayat olduğu gibi okuyucuya aktarılmıştır. (Türk Edebiyatında Anadolu ilk kez Çalıkuşu romanında anlatılmıştır.)
2. .Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında genel olarak Anadolu’ya yönelme görülür. Eserler Anadolu anlatılmış aydınların Anadolu’yu tanımadıklarından bahsedilmiştir. Bu gibi şeylerle memleket anlayışı ortaya çıkmıştır.
3. Cumhuriyetçilik ilkesi en basit ve anlaşılır manasıyla halkın kendi kendisini yönetmesidir. Yani bir ülke sınırları içerisinde bulunan halkın kendi huzur ve güvenini sağlayacağına inandığı kişileri seçme özgürlüğüdür. Dolayısıyla seçme ve seçilme hakkının verildiği demokratik bir rejim sistemidir cumhuriyet. Bu rejim sisteminde insanlar arasındaki kuralların işlerliğinin sağlanması hukuk kuralları ile gerçekleşir.
Laiklik gerçek manada din işleri ile devlet işlerinin ayrı tutulmasıdır. Herkes istediği gibi ibadetini yapabilir ancak hiç bir kimse başka bir kimseye dini konular üzerinde baskı yapamaz. Böyle bir tutum içinde bulunamaz. Burada gözetilen asıl amaç tamamen din özgürlüğüdür. Laiklik ilkesinin asıl amacı asla dinsizlik olayını ön plana çıkarmak değil insanların dinini istediği gibi ve doğru bir şekilde yaşayabilmesidir.
B.
YDY
C.1.A2.C 3.B
ÜNİTE DEĞERLENDİRME
24-25 SAYFALAR
A
1. Aydınların halka yönelmesi ile birlikte kurtuluşun sadece İstanbul’dan olamayacağı anlaşılmıştır. Anadolu çoğu zaman yöneticiler ve aydınlar tarafından bir zahire ve asker deposu olarak görülmüş gerekli hizmet devlet tarafından verilmemiştir. Yani Osmanlı’nın Anadolu’yu göz ardı etmesi aydınları Anadolu’ya dönük eserler vermeye itmiştir
2.Edebi eserlerde cumhuriyetin temelini oluşturan ilke inkılaplar işlenmiş bunlar vasıtasıyla yeni rejim halka benimsetilmek istenmiştir.
B.
1.y 2.d 3.d
C.
1.C 2.B 3.E 4.D 5.D B



27…..2.ÜNİTE
…..
Deneme
Deneme bir yazarın belli bir konuya ilişkin kişisel duygu ve düşüncelerini anlattığı metinlere denir. Bu tür ilk yazıları 16. yüzyılda Fransız yazar Michel de Montaigne yazdı ve Essais (Denemeler) adıyla yayımladı. Bugün bir çok ülkede ilgiyle okunan edebiyat türünün de adını koymuş oldu.
Deneme yazarın belli bir konuda görüşlerini kısa biçimde anlattığı edebiyat türüdür. Denemelerde edebiyat sanat insanlar gelenekler hatta gülünç olaylar gibi değişik konular ele alınabilir.
Türk edebiyatına deneme türü Batı edebiyatlarının etkisiyle Tanzimat'tan sonra girmiş ve Cumhuriyet'ten sonra gelişmiştir. Yakup Kadri Karaosmanoğlu Ahmed Haşim ve Falih Rıfkı Atay aynı zamanda başarılı deneme yazarlarıydı. Deneme türünün en güzel örneklerini ise Nurullah Ataç verdi. Bu türde örnekler veren öbür önemli yazarlarımız arasında ise Ahmed Hamdi Tanpınar Sabahattin Eyuboğlu Suut Kemal Yetkin Vedat Günyol Melih Cevdet Anday Memet Fuat Salah Birsel Nermi Uygur Fethi Naci Cemal Süreya Füsun Altıok ve Selim İleri sayılabilir.

Makale
Makale herhangi bir konuda bir düşünceyi bir görüşü açıklamak savunmak ya da bilgi vermek için yazılan yazı anlamına gelmektedir. Her alanda her konuda makale yazılabilir. Denemenin tersine bir makalede kanıtlara belgelere vb. dayanmak bir sonuca varmak gerekir. Bir sınırlama olmamakla birlikte makale denilince genellikle gazetelerde yayımlanan düşünce yazıları akla gelmektedir. Bunun nedeni makalenin gazeteyle birlikte doğup gelişmiş bir yazı türü olmasıdır. Nitekim Türkiye’de de ilk makaleler Tanzimat döneminde gazetelerle birlikte görülmüştür. Türün öncüsü Tercüman-ı Ahval’deki (1860) makaleleriyle Şinasi’dir
Gezi yazısı bir yazarın gezdiği gördüğü yerleri edebi bir üslûpla anlattığı bir yazı türü. Gezi yazılarından oluşan esere seyâhatnâme denir. Bu türün Türk Edebiyatı'ndaki en bilinen örneklerinden biri Evliya Çelebi'nin Seyahatnâme adlı eseridir.
GEZİ YAZISI
Gezi yazısı yazarken ilgiyi uyanık tutmak okuyucuda okuduğu yerleri görme isteği uyandırmak çok önemlidir. Gezi yazarlığı ayrı bir ustalığı gerektirir. Yazar gezdiği yerlerin ilginç özelliklerini hemen fark edecek kıvrak bir zekâya ve kültür birikimine sahip olmalıdır.
Gezi yazılarında çoğu kez kronolojik zamanlı plân uygulanır. Gezi için yapılan hazırlıklar; yolculuk yolculuk sırasında görülen ilgi çekici olaylar; varış varıştaki ilk izlenimler.
Gezi yazılarında da kendinden önceki söylenmişlerden yazılmışlardan ayrı olmak önemlidir. Aynı yerler daha önce de başkaları tarafından görülmüş yazılmış olabilir. İkinci gidişte görülenlerle ilk gidişte görülenler arasındaki farklara bile değinmek gerekir. Bu da gezi yazılarının zamanla tarihsel belge olduğunu ortaya koymaktadır.
Yazar anlattıklarının doğruluğunu; konuşma ile bilgi toplama ve fotoğraflarla desteklemeli anlattıklarını bir mantık çerçevesine oturtabilmelidir. Anlattıkları önceki anlattıklarıyla çelişmemelidir.
Betimleyici anlatımdan yararlanılır.
Gezi yazılarında gezginin dikkatini çeken ve farklı konular güncel olaylarla da bütünleştirilerek edebî bir üslûpla anlatılır.
Gezi yazısı görülen yerlerin güzellikleri hakkında duygu ve düşünce içerebilir.
Anlatılanlar hayal ürünü değil gerçektir.
Gezi yazıları kuvvetli bir gözlem gücüne dayanır.
HATIRA(ANI)TÜRÜ
Bir kimsenin kendi hayatını yaşadığı devrede şahidi olduğu ya da duyduğu olayları edebî değer taşıyan bir dille anlattığı yazılara anı (hatırat) denir. Bir başka deyişle özümüzde bir iz bıraktığı için unutulmayan ve anılmaya değer bulduğumuz olayları anlatan yazı türüdür.
İçlerinde anı türünün özelliği bulunabilecek seyahatname sefaretname muhtıra tezkire menkabe günlük otobiyografi ve tarih türleri ile anı türünü karıştırmamak gerekir. Bu türlerin her birinin yazılış gayeleri ayrıdır. Ortak özellikleri ise yaşanmış olaylar üzerine kurulmuş olmalarıdır. Ancak bu özellik onları birbirinin yerine koyma sebebi olamaz.
Anıların tarihî gerçeklerin açıklanması sırasında önemli yardımları dokunur. Anı; tarih değilse de tarihe yardımcıdır. Devirlerin özelliklerini anlatan anılar o devrin tarihini yazacaklar için önemli birer belge niteliğindedir. Bundan ötürü anı yazarı anılarını yansıtırken tarihî gerçeklerin bozulmamasına çok dikkat etmelidir.
Anı (Hatırat) ile günlük en çok karıştırılan iki türdür. Bu iki türün en önemli ayrılığı günlüklerin yaşanırken anıların ise hayatta ya da ömrün sonunda kaleme alınmalarıdır.
Edebiyat sahasının en yaygın türlerinden biridir. Bu türde verilen eserlerin çok değişik sahalarda oluşu ona belli bir sınır çizme imkânını zorlaştırır. Anıların önde gelen özelliği yazarının hayatının belli bir kesitini alması ve çok sonra yazıya dökülmesidir.
FIKRA TÜRÜ
Fıkra ; bir yazarın herhangi bir konu veya günlük olaylar hakkındaki görüşlerini düşüncelerini ayrıntılara inmeden anlattığı gazete ve dergilerde yayınlanan kısa fikir yazılarının genel adıdır. Bu tür yazıların diğer adı da ‘Köşe Yazısı’dır. Fıkralar gazete ve dergilerin belli sütun veya köşelerinde yayımlanır.Yazarın gündelik olayları özel bir görüşle güzel bir üslupla kanıtlama gereği duymadan yazdığı kısa günübirlik yazılardır.
Fıkraların amacı siyasî kültürel ekonomik toplumsal vb. konuları çok defa eleştirel bir bakış açısıyla anlatarak kamuoyunu yönlendirmektir. Fıkralarda kesin olmaktan ziyade güzel hoş sonuçlara varmaya; canlı ilgi çekici olmaya özen gösterilmelidir. Yazar kendi duygu ve düşüncelerini en başarılı şekilde yansıtarak okuyucu ile arasında sıkı bir bağ kurar.

Fıkranın genel özelliklerini sıralayacak olursak:

Gerçek olaylar veya düşüncelerle ilgili konular işlenir.
Konular tarafsız bir şekilde ele alınmalıdır.
Düşünce ön plânda olmalıdır.
Konular çok değişik açılardan ele almadan ayrıntılara inmeden işlenir.
Yazılanlara okuyucuyu inandırma zorunluluğu yoktur.
Yazılanlar okuyucunun ilgisini çekmelidir.
Nükteli fıkralardan kıssalardan vecize ve atasözlerinden faydalanılmalıdır.
Açık sade ve akıcı bir dil kullanılmalıdır.
Konular okuyucuya merak uyandırmalı aynı zamanda da eğitici bilgilendirici olmalıdır.
AÇIKLIK: Bir cümlenin ya da metnin kolayca anlaşılabilir olmasına açıklık denir. Açık metin anlatıcının anlatmak istediğini eksiksiz ileten metindir. Açık olamayan bir anlatım anlatıcının anlatmak istediklerinin ya hiç anlaşılmamasına ya da eksik ve yanlış anlaşılmasına neden olur. Bir cümleden birbirinden farklı iki anlam çıkıyorsa ya da o cümle hiç anlaşılamıyorsa bunun nedeni anlatıcının açıklık ilkesine uymamasıdır.
Anlatıcı anlatacağı durum ve olayın betimleyeceği görüşün sezginin dile getireceği duygu ve düşüncenin okuyucunun zihninde açık ve net biçimde belirmesi için anlatımını dilin bilinen ve kabul edilen kurallarına uyarak düzenlemelidir.
1. DURULUK: Duruluk anlatımda gereksiz sözcük söz grubu ve eklere yer verilmemesidir. Sözlü ve yazılı bir anlatımda cümleden herhangi bir sözcük çıkarıldığında cümlenin anlamında daralma olmuyorsa o sözcük gereksiz kullanılmış demektir. Duru cümle anlatılmak istenenleri en az sözcükle anlatan cümledir.
Sağlığım da sıhhatim de çok iyi. Gizli sırlarımı açıklama. Savcı kumandanın kulağına alçak sesle bir şeyler fısıldadı. Muğla yöresindeki çıkan yangınlardan geriye çırılçıplak ve simsiyah dağlar tepeler kaldı.
AKICILIK: Bir metnin kolay okunur olma niteliğine akıcılık denir. Bir metnin kolay okunur olması o metinde ses akışını bozacak söylenmesi güç seslerin ve kelimelerin bulunmamasına ve anlatımda gereksiz tekrarlara başvurulmamasına bağlıdır.
Akıcı bir anlatıma sahip olmak isteyen bir anlatıcı anlamı bilinmeyen söylenişi güç sözcük ve terimleri kullanmaktan kaçınır; çok uzun ve karmaşık ifadelere başvurmaz aynı ek ve sözcükleri tekrarlamaz.
Tutarlılık
İyi bir anlatım birçok unsurun bir araya gelmesiyle oluşur. İyi bir anlatımda seçilen konunun konunun sınırlandırmasının yazarın amacının bakış açısının payı kadar anlatımın dil ve biçim özelliklerinin de rolü vardır. Anlatıcı sözcükleri yerinde kullanmalı yanlış anlaşılmalara yer vermemelidir. Konuşma dilinde yerel sözcükler kullanıldığından yazılarında yazı (kültür) dilinin sözcüklerini tercih etmelidir.
…….Laiklik gerçek manada din işleri ile devlet işlerinin ayrı tutulmasıdır. Herkes istediği gibi ibadetini yapabilir ancak hiç bir kimse başka bir kimseye dini konular üzerinde baskı yapamaz. Böyle bir tutum içinde bulunamaz. Burada gözetilen asıl amaç tamamen din özgürlüğüdür. Laiklik ilkesinin asıl amacı asla dinsizlik olayını ön plana çıkarmak değil insanların dinini istediği gibi ve doğru bir şekilde yaşayabilmesidir.
Prof. Dr. Suut Kemal YETKİN (1903-1980)

Prof Dr. Suut Kemal YETKİNSanat tarihçisi yazar. Urfa'da doğdu. İlk tahsilini İstanbul Numune-i Tatbikat Mektebinde orta öğrenimini Galatasaray Lisesinde yapmıştır. 1925 yılında Fransa Sorbon Üniversitesinde Felsefe eğitimi gördü. Çeşitli liselerde ve öğretmen okullarında öğretmenlik yaptı. 1934'te Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nde çalıştı.

1939'da Milli Eğitim Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel müdürlüğü görevinde bulundu. Aynı yıl Urfa Milletvekili seçildi. 1959-1963 yılları arasında İlahiyat Fakültesi İslam Sanatları Öğretim Üyeliği ve Ankara Üniversitesi Rektörlüğü yaptı. 1921 yılında "Suud Saffet" adıyla yayınladığı şiiriyle edebiyata girdi. İlk düz yazısı servet-i Fünun dergisinde çıktı (1923). Aynı yıl Şi'r-i Leyâl adlı kitabı yayınlandı.

Daha sonra sanat felsefesi resim alanlarındaki inceleme ve araştırmalarıyla tanındı. Edebiyatla ilişkisini eleştiri ve denemeleriyle sürdürdü.
Eserlerinden bazıları:

Estetik (1931)
Metafizik (1932)
Büyük Muzdaripler (1932)
Filozofi ve Sanat (1935)
Ahmet Haşim ve sembolizm (1938)
Edebi meslekler (1941)
Estetik dersler (Estetik Tarihi) (1942)
Sanat meslekleri (1945)
Edebiyat Üzerine (1952)
Leonardo da Vinci'nin Sanatı (1955)
Edebiyatta Akımlar (1967)
İslam Ülkelerinde Sanat (1974)
Barok Sanatı (1976)
Estetik ve Ana Sorunlar (1979)
MEHMET KAPLAN
Edebiyat tarihçisi yazar. Sivrihisar’da doğdu İlk ve ortaöğrenimini Sivrihisar ve Eskişehir’de yükseköğrenimini İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu’nda yaptı (1939) Aynı yıl bitirdiği bölüme asistan oldu. 1942′de doktor 1946′da doçent ve 1952′de profesörlüğe yükseldi. Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesinin kurucularındandır. Emekli olduğu 1982 yılından beri Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde sözleşmeli profesör olarak çalışmaktadır. Atatürk Dil Tarih ve Kültür Yüksek Kurulu üyesidir.
Günümüz yazar ve edebiyat tarihçilerindendir. Tanzimat’tan sonraki edebiyatımız İle Türk halk edebiyatımızın çok çeşitli konu ve şahısları üzerinde araştırma ve İnceleme yapmış tahlil ve tenkitleri ile tanınmıştır. Türk kültürünü oluşturan ana eserler üzerinde durarak manevi değerlerimizi tespite çalışmıştır. Makale tenkit ve denemeleri Hareket İstanbul Hisar Türk Edebiyatı Türk Yurdu Türk Kültürü Türk Düşüncesi Millî Kültür dergilerinde ve İslâm Ansiklopedisi’nde çıkmıştır.
Eserleri:
1. Tevflk Fikret (1946 1971) 2. Namık Kemal-Hayatı ve Eserleri (1948 doktora tezi) 3. Tanpmar’ın Şiir Dünyası (1964) 4. Şiir Tahlilleri (I. cilt: Akif Paşa’dan Yahya Kemâl’e kadar 1954; II. cilt: Cumhuriyet Devri Türk Şiiri 1965) 5. Nesillerin Ruhu (1967 1970) 6. Büyük Türkiye Rüyası (makaleler denemeler 1969) 7. Türk Edebiyatı Üzerinde Araştırmaları (edebiyat tarihi araştırmaları) 8. Hikâye Tahlilleri (1979 Samipaşazâde Sezâî’den Selim llerl’ye kadar 38 hikâye yazarının birer hikâyesinin tahlifi) 9. Oğuz Kağan Destanı (1979) 10. Kültür ve Dil (makaleler 1982) 11. Köroğ-lu Destanı (1973 M.Akalın-M.Bali İle birlikte) 12. Yeni Türk Edebiyatı Antolojisi (3 cilt 1974 1978 1979 I. Enginün – B. Emil -Z. Kerman ile birlikte) 13. Devrin Yazarlarının Kalemiyle Gazi Mustafa Kemal (I. Enginün- B. Emil – N. Enginün – Z.Kerman – N.BIrinci – A.Uç-man 2 cilt 1981) 15. Atatürk Devri Türk Edebiyatı (I.Enginün-Z.Kerman-N.Bİrinci-A.Uçman ile birlikte 2 cilt 1981) 16. Edeblyat-I II III (liseler için 1976-1977). Devrin yazarlarının Kalemiyle Gazi Mustafa Kemal adlı eseri İle Türkiye Millî Kültür Vakfı 1981 Kültür Armağanı’nın Atarük dalını kazandı.
Yavuz Bülent Bakiler
Yavuz Bülent Bâkiler (d. 1936 Sivas) yazarlığın yanında gazetecilik yöneticilik ve avukatlık da yaptı. İlk ve orta öğrenimini Sivas'ta tamamladı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. Bir ara Ankara Televizyonu ve Ankara Radyosu'nda çalıştı. Kültür Bakanlığı müsteşar yardımcısı olarak görevlendirildi. Hisar dergisi şairleri arasında yer aldı. Halen Türkiye Gazetesinde köşe yazıları yazmaktadır.
Aslen Azerbaycan göçmeni ailenin çocuğu olan Yavuz Bülent Bâkiler Sivas doğumludur .
Eserleri
Şiir kitapları
Yalnızlık (1962)
Duvak (1971)
Seninle (1986)
Harman (2000)
Bir Gün Baksam Ki Gelmişsin
Gezi notları
Üsküp’ten Kosova’ya
Türkistan Türkistan
İncelemeleri:

Şiirimizde Ana
Sivas'a Şiir
Âşık Veysel
Elçibey
Mehmet Akif'te Çağdaş Türkiye İdeali
Sözün Doğrusu 1-2
Sevgi Mektupları
Gidenlerin Ardından
Arif Nihat Asya İhtişamı

MEHMET FUAT KÖPRÜLÜ
1890’da İstanbul’da doğdu. 28 Haziran 1966’da İstanbul’da yaşamını yitirdi. Köprülü Mehmet Paşa’nın ailesindendir. Ayasofya Rüştiyesi ve Mercan İdadisi’nden sonra İstanbul Hukuk Fakültesi’ne devam etti. 1909’da fakülteyi bırakarak edebiyat felsefe ve tarih alanlarında özel olarak çalışmaya başladı. İstanbul’da çeşitli okullarda öğretmenlik yaptı. 1924’te Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarlığı’na atandı. Aynı yıl İstanbul Darülfünun’daki görevine döndü. Türkiyat Enstitüsü’nü kurdu. Türk Tarih Encümeni başkanlığına seçildi. 1929’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı oldu. 1934’de politikaya girdi. Kars milletvekili seçildi. Çok partili döneme geçiş sırasında CHP’den ayrılıp Demokrat Parti’nin (DP) kurucuları arasında yer aldı. 14 Mayıs 1950’de birinci Adnan Menderes hükümetinde Dışişleri Bakanı oldu. 1956’da Devlet Bakanlığı görevine atandı. Bir yıl sonra DP’den istifa etti. Milletvekilliği düştü. 27 Mayıs 1960’tan sonra Yeni Demokrat Partiyi kurdu. Ancak parti pek ilgi görmedi. Amblem olarak seçtiği "Kıratı" Adalet Partisi’ne bırakarak siyasi yaşamdan ayrıldı. Asıl yararlı çalışmalarını Türk Edebiyatı ve Türk Halk Edebiyatı araştırmaları oluşturur.


ESERLERİ

Yeni Osmanlı Tarih-i Edebiyatı (1916)
Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar (1919-1966)
Nasrettin Hoca (1918-1981)
Türk Edebiyatı Tarihi (1920)
Türkiye Tarihi (1923)
Bugünkü Edebiyat (1924)
Azeri Edebiyatına Ait Tetkikler (1926)
Milli Edebiyat Cereyanının İlk Mübeşşirleri ve Divan-ı Türk-i Basit (1928)
Türk Saz Şairleri Antolojisi (1930-1940 üç cilt)
Türk Dili ve Edebiyatı Hakkında Araştırmalar (1934)
Anadolu’da Türk Dili ve Edebiyatı’nın Tekamülüne Bir Bakış (1934)
Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu (1959)
Edebiyat Araştırmaları Külliyatı (1966)
İslam ve Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları ve Vakıf Müessesesi (1983 ölümünden sonra)
__________________
Atılan Romlardan Forumson Ekibi Sorumlu Değildir Lütfen Cihaz Bilgilerini Okuyup Rom Atınız Cihazınıza
Korax isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-28-2012, 18:32   #6 (permalink)
ForumSon Webmaster

Yasal UyarıArkadaşlar Lütfen Konulara Cevap Yazalım iyi veya Kötü Değerlendirelim Emeğe Saygı!
 
Korax - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jan 2008

Yaş: 31
Mesajlar: 20,087
Konuları: 18418

Tesekkür: 7
270 Mesajina 265 Tesekkür Aldi Üye No: 1
REP Gücü : 1000
REP Puanı : 11717
Korax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond repute
Seviye: 80 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 2788 / 2788
Güç: 6695 / 37849
Deneyim: 66%
İletisim
Korax - MSN üzeri Mesaj gönder

Standart

 

Sayfa 40 fıkra
1. Ben ne biçim Adamım adlı metnin teması: İnsanın kendini tanımaması
1.Etkinlik
a)giriş: Kendini anlamaya çalışanın olup olmadığı sorulmuş
Gelişme: geçmişte kendini tanım adına yapılmış uygulamalar ve insanın dış dünyayı anlamak için yaptığı çalışmalar kendini tanımamanın doğurduğu sonuçlar anlatılmış.
Son uç : İnsanın kendini bilmesiyle birçok sorunun cevabını bulacağı anlatılmış.
b) Her birim metnin temasını ortay koyan bir özellik taşımaktadır.
2. Sokrates eski Greklerin Delf Mabedinde yazılı olan “Ey insan kendini bil” sözünü çok tekrar edermiş.
Saint Augustin: insanlar dağarlın zirvelerini denizlerin dalgalarını büyük nehirleri ve engin okyanusları temaşa etmek için seyahat ederler fakat en büyük mucize olan kendi kendilerini görmeden gelip geçerler.
Gustave Flabert : Kimse kimseyi anlamıyor.
Bu görüşler insanın kendini tanımada yeterli adımı atmadığını dile getiriyor. Bu düşünceler günümüzde de güncelliğini korumaktadır.
3.Hasta muayenedost medihleri düşman hükümleri temaşa etmek ıcığını cıcığını çıkarmak insan muamması…..bu kelime türleri ve kavramlar metnin türü ve temasıyla ilgilidir. Fıkrada günlük dilin sadeliğini görürüz.
4. bu sayılan anlatım biçimleri metinde kullanılmıştır. Hem öğretici hem duygusal hem de mizahi anlatım unsurları görülmektedir.
5.
Peyami Safa’nın Edebi Kişiliği
Yazın yaşamına 20. Asır'daki öyküleriyle başlayan Peyami Safa tam 43 yıl hemen hiç ara vermeden Türkiye'de yayımlanan hemen tüm gazete ve dergilerde çeşitli zamanlarda fıkra makale ve romanlarını yayımlamış son derece verimli bir yazar olmuştur. Kendi kendini yetiştirmiş bir kişi olan Peyami Safa çağın düşünce akımlarıyla ilgilenmiş siyasal sorunlar karşısında tavır almış bu yüzden Türk basınında derin izler bırakan polemiklere girişmiştir. Bunlar arasında en ünlüleri Nâzım Hikmet Nurullah Ataç Sabiha ve Zekeriya Sertel ve Aziz Nesin'le yaptığı kalem kavgalarıdır.
İlk uzun öyküsü Gençliğimizi 1922 yılında Peyami Safa para kazanmak amacıyla yazdığı kimi yapıtlarında ilk defa ağabeyi İlhami Safa'nın takma ad olarak kullandığı annesinin Server Bedi adını benimsemiş bu takma adla 80'e yakın ün vermiştir. Bunlar arasında en sevilenler Cingöz Recai macera romanları ile Cumbadan Rumba'ya adlı romanı olmuştur.
Peyami Safa Türk kültür yaşamında yayımlandığı yıllarda hayli etkili olmuş Hafta Kültür Haftası (1936 - 21 sayı) ve Türk Düşüncesi (1953 - 1960 63 sayı) dergilerini çıkarmıştır.
6. Yazar eserlerinde psikolojik tahlillere yer verir. İnsanın iç dünyasını yansıtmada başarılı bir yazardır. Bu metin de insan psikolojisi ile ilgili bir metindir.

2. ETKİNLİK.
A.

ANA DÜŞÜNCE
DİL VE KÜLTÜR
DİL VE KÜLTÜRÜN TOPLUM AÇISINDAN ÖNEMİ
ÜSKÜP’TE TÜRK EVLERİ
ÜSKÜP’TE TÜRK KÜLTÜRÜNÜ YANSITAN ESERLERİN ÖNEMİ
BİR HATIRA
ATATÜRK’ÜN TÜRK TARİHİNİN ARAŞTIRILMASINA VERDİĞİ ÖNEM
BEN NE BİÇİM ADAMIM?
İNSANIN KENDİNİ TANIMADIĞI

B.Bu temalar günümüz metinlerinde de ele alınıp işlenen kon ular arasındadır.
c. metinlerdeki düşünceler başka iletişim araçlarıyla da ifade edilebilir.

Cumhuriyet Döneminin sosyal siyasi kültürel ve
Tarihi Unsurlarıyla ilişkisi
Dil ve Kültür
Cumhuriyet döneminde Türk kültürünün araştırılması için ciddi çalışmalar yapılmıştır.
Üsküp’te Türk Evleri
Tarih ve kültür alanındaki çalışmaları yansıtıyor
Bir hatıra
Atatürk2ün Türk tarihine verdiği önemi yansıtıyor.
Ben Ne Biçim insanım?
Sosyoloji ve psikoloji alanındaki çalışmaları destekliyor.

7. metinlerin her biri farklı bir türün özelliklerini gösteriyor. Dolayısıyla metnin türü ile metnin anlatımı arsında direk bir ilişki vardır.
Anlatım Özellikleri( Açıklık duruluk akıcılık ve tutarlılık)

Dil ve Kültür
Açık yabancı kelime ve kavramlar az akıcı bir anlatım kullanılmış düşünceler tutarlı bir şekilde ortaya konmuştur.

Üsküp’te Türk Evleri
Açık yabancı kelime ve kavramlar az akıcı bir anlatım kullanılmış düşünceler tutarlı bir şekilde ortaya konmuştur.

Bir Hatıra
Açık yabancı kelime ve kavramlar az akıcı bir anlatım kullanılmış düşünceler tutarlı bir şekilde ortaya konmuştur.

Ben ne Biçin Adamım?
Açık yabancı kelime ve kavramlar az akıcı bir anlatım kullanılmış düşünceler tutarlı bir şekilde ortaya konmuştur.

Metnin bağlı olduğu gelenek
Bir Gece Yarısı
Cumhuriyet dönemi deneme geleneği
Dil ve kültür
Cumhuriyet dönemi makale geleneği
Üsküp’te Türk Evleri
Cumhuriyet dönemi gezi yazısı geleneği
Bir Hatıra
Cumhuriyet dönemi hatıra geleneği
Ben Ne Biçim Adamım?
Cumhuriyet dönemi fıkra geleneği


Deneme
Ø İnsanı ilgilendiren her şey denemenin konusu olabilir.Konu sınırlaması yoktur.
Ø Denemeci bilgiçce bir tutum takınmazokuyucu ile sıcak bir iletişime geçer.
Ø Deneme yazarı yazısını konuşma havası içinde yazar.
Ø Deneme makalede olduğu gibi öne sürülen bir görüşü bir düşünceyi kesin ve değişmez bir sonuca bağlamaz.
Ø Deneme yazarı konusunu işlerken bir düşünceden diğerine geçer
Makale
• Düşünsel plânla yazılır.
• Yazar anlattıklarının doğruluğuna güvenmeli anlattıklarını bir mantık çerçevesine oturtabilmelidir. Her anlattığı önceki anlattıklarıyla çelişmemelidir.
• İşlenen konu kendinden önceki söylenmişlerden yazılmışlardan ayrı olmalıdır.
• Okuyucuya konunun önemini kavratabilmek için örnekleme karşılaştırma tanık gösterme gibi nesnel verilerden yararlanmalıdır.
Gezi Yazısı
Ø İnsanı ilgilendiren her şey denemenin konusu olabilir.Konu sınırlaması yoktur.
Ø Denemeci bilgiçce bir tutum takınmazokuyucu ile sıcak bir iletişime geçer.
Ø Deneme yazarı yazısını konuşma havası içinde yazar.
Ø Deneme makalede olduğu gibi öne sürülen bir görüşü bir düşünceyi kesin ve değişmez bir sonuca bağlamaz.
Ø Deneme yazarı konusunu işlerken bir düşünceden diğerine geçer.
Hatıra
1 - Yaşanmakta olanı değil yaşanmış bir konuyu anlatır.
2 - İnsan belleğinde iz bırakan olay ve olguları anlatır
3 - Tarihsel gerçeklerin öğrenilmesine katkı yaptığı için tarihçilere ışık tutar.
4 - Tanınmış bilim sanat ve politika adamlarının yaşamlarını çalışma ve
araştırmalarını anlatır.
5 - Yazarın unutulmasını istemediği gerçekleri kalıcı kılar.
6 - Geçmiş birinci kişinin ağzından kişisel yargılar ve yorumlarla verilir.
Fıkra
Düşünce yazılarıdır. Giriş gelişme ve sonuç şeklinde bölümleri vardır.
Toplumu yakından ilgilendiren günlük olaylar işlenir.Konu kısa yüzeysel; ama ustaca bir üslupla işlenir.Konu hakkında bilgi vermek değil okuru düşündürmek esastır.Yazar kişisel görüşlerini ileri sürdüğü için ispatlama gereği duymaz.Serbest bir üslubu vardır okuyucuyla içten bir bağ kurularak rahat bir anlatım yolu izlenir.Etkileyici bir anlatım kullanılır.Kolay anlaşılan ve okunan gazete yazılarıdır.Örneklemeden olabildiğince yararlanılır.


Sayfa 46
ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME
1. Öğretici metinlerde günlük konuşma dilindeki Türkçe sözcükler halk söyleyişlerindeki tamlamalar kullanılır; Arapça ve Farsça sözcüklere fazla yer verilmez.
Bu dönem yazarları öğretici metinlerde terim ve kavramları gündelik hayata ait sözcük ve sözcük gruplarını kullanarak edebi bakımdan güçlü bir anlatıma ulaşmayı amaçlarlar.
Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı öğretici metinlerinde yazı dilinin konuşma diline yaklaştırılması açık ve sade bir dilin kullanılması daha fazla okura ulaşılmasını sağlamıştır.
2.AÇIKLIK: Bir cümlenin ya da metnin kolayca anlaşılabilir olmasına açıklık denir. Açık metin anlatıcının anlatmak istediğini eksiksiz ileten metindir. Açık olamayan bir anlatım anlatıcının anlatmak istediklerinin ya hiç anlaşılmamasına ya da eksik ve yanlış anlaşılmasına neden olur. Bir cümleden birbirinden farklı iki anlam çıkıyorsa ya da o cümle hiç anlaşılamıyorsa bunun nedeni anlatıcının açıklık ilkesine uymamasıdır.
DURULUK: Duruluk anlatımda gereksiz sözcük söz grubu ve eklere yer verilmemesidir. Sözlü ve yazılı bir anlatımda cümleden herhangi bir sözcük çıkarıldığında cümlenin anlamında daralma olmuyorsa o sözcük gereksiz kullanılmış demektir. Duru cümle anlatılmak istenenleri en az sözcükle anlatan cümledir.
Tutarlılık: Tutarlılık duygu ve düşüncelerin aralarında herhangi bir çelişkiye yer vermeyecek şekilde birbiriyle uyumlu bir şekilde verilmesidir. Bu açıdan iyi bir metinde cümleler birbirini destekler daha anlaşılır hâle getirir. Tutarlılık yazarla okur arasındaki iletişimde temel öğelerdendir. Çünkü metnin okur tarafından kabul edilmesi düşüncelerin tutarlılığıyla doğru orantılıdır.

B.
1. TEMA
2. FIKRA
3.DDY
Ç
1..C HİKAYE
2. A SADE BİR DİL KULLANILMIŞTIR
3. E TEVFİK FİKRET
4. C. DENEME
5. C ELEŞTİRİ
6. D


S3. ÜNİTE CUMHURİYET DÖN. HEYECANI DİLE GETİREN METİNLERÖZ (Saf)ŞİİR 1920-1940
HAZIRLIK sayfa 50
* Milli edebiyat Dönemi şiiri ve dil anlayışı hakkında araştırma yapınız.
* MİLLİ EDEBİYAT AKIMINDA ŞİİR
Edebiyatımızda halkın anlayabileceği bir dille halk için yazmak ilkesi Tanzimat döneminde Şinasi ile başlamıştır Şinasi'nin daha çok düzyazı dili üzerinde durmakla birlikte şiirlerinde de elinden geldiğince Türkçe sözcükler kullanmaya çaba gösterdiği görülür.Ziya Paşa ise şiirimizin halk diliyle ve hece ölçüsüyle yazılması gerektiğine dikkatleri çekmiştir. Ancak sanat yapma kaygısının ağır basması bu girişimlerin sürdürülmesini engellemiştir. Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati dönemlerinde ise şiir dili konuşma dilinden iyice uzaklaşmış aruz ölçüsü egemenliğini sürdürmüştür. Tanzimat'ta ortaya konulan halk için yazma ilkesini yeniden canlandıran halk içinden yetişmiş bir şair olarak Mehmet Emin Yurdakul olmuştur. Ancak Servet-i Fünun şiirinin tutunduğu sevildiği sırada halkın anlayabileceği bir dille ve halk şiiri ölçüsüyle şiir yazmayı benimsetebilmesi oldukça güç bir iş olmakla birlikte bu güçlükten yılmayan Mehmet Emin "Türkçe Şiirler" adlı kitabıyla edebiyatımızdaki yerini sağlamlaştırmış konuşma Türkçesini ve hece ölçüsünü savunanlarca desteklenmiştir.
Mehmet Emin'den sonra 1911'de Genç Kalemler dergisinde Turan adlı şiirini yayımlayarak "Bütün Türkçülük" düşüncesini benimsediğini duyuran Ziya Gökalp (1876-1924) şiirde hece ölçüsünü ve Türkçeyi yerleştirmekte Mehmet Emin'den daha etkili olmuştur. Milli Edebiyat hareketinin kendini benimsettiği yıllar olan 1911 ile 1917 yılları arasında ise değişik eğilimlerin bir arada olduğu göze çarpmaktadır. Milli edebiyat şairleri kendilerini kabul ettirmeye çalışırken Fecr-i Ati şairleri ünlerini sürdürdükleri gibi Servet-i Fünun şiirini yaratanTevfik Fikret veCenap Sahabettin in de şairlik güçlerini ellerinde tuttukları dikkati çekiyor. Ayrıca Fecr-i Ati topluluğunun dağılmasıyla topluluk şairlerinden kimileriyle genç kuşak şairlerinden kimilerinin Milli Edebiyat anlayışı dışında yeni hareketler yaratma girişiminde bulundukları görülmektedir. Bazı genç şairler Nayiler adı altında yeni bir edebi hareket yaratmak için ortaya çıktılar. Bunlar edebiyatta millilik ayrıcalığını Genç Kalemler'e bırakmamak için edebiyatın milli oluşunu "milli geçmişe bağlanış"ta görerek Anadolu'daki Türk edebiyatının ilk devirlerine inmeyi ve böylece XIII. asrın büyük mutasavvıfları olan Mevlana Celaleddin-i Rumi ile Yunus Emre'nin şiirlerin-deki samimi ifadeli lirik ve mistik atmosferi kendi şiirlerinde de yaşatmayı denediler. Onlara göre estetik heyecan ile dili ve üslubu tabii bir şekilde birleştirmek sade ve samimi bir ifade tarzı bulmak ve bundan doğan iç ahengi değerlendirmek gerekir. Bu topluluğun ömrü çok kısa sürmüş düşüncelerini gerçekleştirebilecek değerde eserler veremeden dağılmıştır.
Aynı yıl ortaya çıkmış olan bir edebi eğilim de yabancı bir geçmişin bir kaynağına yönelerek Türk edebiyatını esasından batılılaştırmak için doğrudan doğruya "Eski Yunan edebiyatını örnek edinmek" eğilimidir. Yahya Kemal ile Yakup Kadri'nin temsile çalıştıkları ve Eski Ak Deniz Havzası (bölgesi) Medeniyeti ile ilgili olduğu için "Havza Edebiyatı" veya "Nevyunanîlik" adını verdikleri ve ilk örneklerini Yahya Kemal'in "Sicilya Kızları" ve "Biblos Kadınları" adlı şiirleri ile Yakup Kadri'nin "Siyah Saçlı Yabancı ile Berrak Gözlü Genç Kızın Sözleri" adlı nesrinde bulan bu eğilim de devrini etkileyecek bir gelişme gösterememiştir.
Yine aynı yıllarda şiirin genel durumundaki bu kararsızlıktan başka milli bir edebiyata taraftar şairlerin şiir anlayışında da tam bir birlik görülmez. Milli Edebiyat hareketince şiirin şahsi bir mesele olarak sayılması üzerine Milli Edebiyat deyiminden bazı şairler konuca "eski Türk tarihine efsane ve geleneklerine bağlanmayı" anlayarak bu tarzda şiirler yazarken (Mehmet Emin Ziya Gökalp); bazıları "Osmanlı İmparatorluğu'nun parlak devirlerini yaşatmaya" çalışıyor (Yahya Kemal Enis Behiç); bazıları da millileşmeyi "halk şiirine bir dönüş" sayarak halk nazım şekilleri ile şiirler yazıyor (Rıza Tevfik Faruk Nafiz Orhan Seyfi Yusuf Ziya) ve hemen hepsi (Mehmet Emin Ziya Gökalp hariç) ferdiyetçi bir sanat anlayışı içinde yalnız kendi duygu ve hayal dünyalarını işliyorlardı.
Nihayet milli bir edebiyata taraftar şairlerin bu dağınık yönlerdeki çalışmalarını birleştirmek gayesi ile 1917 yılı haziranında "Şairler Derneği" adlı bir dernek kuruldu. Fakat üyeleri arasında tam bir anlaşmaya varılamadı. Nitekim dernek "istedikleri sanat anlayışını benimsemekte" üyelerini serbest bırakarak onlardan sadece "konuşma dilinin ve hece vezninin kullanılmasını" isteme kararını alabildi. Kuruluşundan başlayarak bütün edebi hareketlere sayfalarını açık tutan Servet-i Fünun'un da bu harekete katılması ve Yeni Mecmua (1917) Büyük Mecmua (1919) ve Dergâh (1921) dergilerinin sürekli yayınları ile şiirde dil ve ölçünün millileştirilmesi meselesi (Y. Kemal gibi bazı istisnalarla) Cumhuriyetin ilanından önce tamamıyla gerçekleşti. İlk şiirlerinde Osmanlıcayı ve aruzu kullanıp konuşulan Türkçeye ve heceye sonradan bağlananlar çoğunlukta olduğu için bu devrin şairlerinin şiirlerindeki dil ve vezin ikiliği belirli ve ortak bir özelliktir. Ancak 1917 tarihinden sonra genç şairlerin şiirlerinde konuşulan Türkçenin en güzel örnekleri verilmiştir. Birkaç yıl gibi çok kısa bir süre içinde elde edilen bu büyük başarıda "Hecenin Beş Şairi" olarak adlandırılan şairlerin (Halit Fahri Enis Behiç Orhan Seyfi Yusuf Ziya Faruk Nafiz) geniş payları vardır.
Şiirlerini 1918'den sonra yayımlamaya başlayan Yahya Kemal ise daha değişik bir çizgide görülür. Milli Edebiyat hareketinin ilkelerine tam olarak uymamakla birlikte konferanslarıyla hareketi desteklemiştir. Tarihte Osmanlı imparatorluğu'nu temel alan Yahya Kemal Birinci Dünya Savaşı sonlarındaki yenilginin çöküntüsünü yaşayan Türkleri güçlendirmek için ulusal tarihi tema alan şiirler yazmıştır. Tarihe yönelik temaların yanında sonsuzluk aşk ve ölüm en çok işlediği konulardır. Özellikle tarihsel temalı şiirlerinde Divan şiiri koşuk biçimini kullanan Yahya Kemal "Ok" şiiri dışında hep aruz ölçüsü kullanmıştır. Koşuk biçimleri gibi dili de şiirlerin temasına göre değişir. Tarihsel temalı şiirlerinde yansıttığı döneme uygun bir dil kullanırken konuşma Türkçesinin güzel örneklerini verdiği şiirleri de vardır. Dile olan egemenliğiyle şiirimize değişik bir söyleyiş getirmiştir.

Milli Edebiyat şairlerinin eserlerinde aşağıdaki özellikler görülür:
1. "Halka doğru" ilkesi gereğince ilk kez ulusal kaynaklara dönülmüştür.
2. Yalın bir dil kullanılmıştır.
3. Hece ölçüsü esas alınmıştır.
4. Halk şiiri nazım biçimlerinden yararlanma yoluna gidilmiştir.
5. Şiirlerde doğa ve yurt güzellikleriyle birlikte yurtseverlik kahramanlık konuları işlenmiştir.
6. Şiire romantik bir söyleyiş egemen olmuş toplumsal sorunlara pek yer verilmemiştir.
7. "Beş Hececiler" topluluğu önemli bir çıkış olmuştur.

BEŞ HECECİLER
Şiire aruzla başlayan Ziya Gökalp'ın etkisiyle Milli Edebiyat akımına bağlanan ve 1917'den sonra ortaya çıkan bir topluluk oluşturmayan aynı özellikleri taşıdıkları için "Beş Hececiler" adıyla adlandırılan "Hecenin Beş Şairi" şu sanatçılardan oluşmaktadır: Orhan Seyfi Orhon Faruk Nafiz Çamlıbel Halit Fahri Ozansoy Enis Behiç Koryürek Yusuf Ziya Ortaç
Bu şairler 1917'de Selanik'te "Genç Kalemlerle başlayan Milli Edebiyat akımının ilkelerine bağlı olarak halk şiirimizin özelliklerinden yerli kaynaklarımızdan yararlanarak şiirimizin aruzdan heceye geçişinde önemli rol oynamışlardır. "Beş Hececiler" adıyla tanınan bu sanatçılar Milli Edebiyat döneminde sanat hayatlarına başlamıştır; ancak asıl ürünlerini Cumhuriyet döneminde vermişlerdir.
"Beş Hececiler" olarak tanınan bu şairlerin eserlerinde özetle şu özellikler görülür:
1. Bireysel konuları ve yurt güzelliklerini anlatma
2. Anadolu'ya romantik bir tutumla yaklaşma
3. Sade bir dille yazma
4. Hece ölçüsünü kullanma ve Halk şiiri geleneğinden yararlanma
* Derste kullanılmak üzere bir gazel örneği getiriniz.
Gazel
Ağyâre nigâh etmediğin nâz sanırdım
Çok lutf imiş ol âşıka ben az sanırdım

Gamzen dili rüsvâ-yı cihân eyledi
Billâh ben ol âfeti hem-râz sanırdım

Seyr eylemesem âyînede aks-i cemâlin
Hüsn ile seni meh gibi mümtâz sanırdım

Ma'mûr idügin bilmez idim böyle harâbât
Mestâneleri hâne-ber-endâz sanırdım

Sihr etdiğini senden işitdim yine Nef'î
Yoksa sözünü hep senin i'câz sanırdım
Nef’i
AÇIKLAMA

Yabancıya bakmadığından ben nazlı sanırdım
Ama çok alakalıymış aşığa ben az sanırdım

Gülümsenle cihana beni rezil eyledin
Oysa ben seni en yakın arkadaşım sanırdım

Yüzünün aynadaki yansımsını görmesem
Güzellikde seni ay gibi seçkin sanırdım

Yapıcı olduğunu bilmezdim böyle harap olmuş
Sarhoşları seni ev yıkıcı sanırdım

Sihir yaptığı yeni senden işittim
Nef'i yoksa sözünü hep icaz* sanardım

*Ahmet Hamdi Tanpınar Ahmet Muhip Dranas Necip Fazıl Kısakürek Ziya Osman Saba Cahit Sıtkı Tarancı’nın hayatları edebi kişiliği ve fikirleri hakkında araştırma yapınız.
Ahmet Hamdi Tanpınar
Ahmet Hamdi Tanpınar 23 Haziran 1901 tarihinde İstanbul'da doğdu.İstanbul'da Ravaz-i Maarif İbtidaisi'nde Sinop ve Siirt rüşdiyelerinde Vefa Kerkük ve Antalya sultanilerinde öğrenim gördü. Baytar mektebini bırakarak girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden 1923 yılında mezun oldu. Erzurum Konya ve Ankara liseleriyle Gazi Eğitim Enstitüsü ve Güzel Sanatlar Akademisi'nde edebiyat öğretmenliği yaptı aynı akademide estetik ve sanat tarihi dersleri verdi (1932 - 1939). 1939 yılında İstanbul Üniversitesi'ne Yeni Türk Edebiyatı Profesörü olarak atandı.
Maraş Milletvekili olarak 1942-1946 yıllarında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bulundu. Bir süre Milli Eğitim Müfettişliği yaptıktan ve Güzel Sanatlar Akademisinde eski görevinde çalıştıktan sonra 1949 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne yeniden döndü ve bu görevde iken 24 Ocak 1962 tarihinde İstanbul'da öldü.
Öykü Kitapları
Abdullah Efendi'nin Rüyaları (1943) Yaz Yağmuru (1955) Hik(yeler (Kitaplaşmayan iki hikâyesiyle birlikte tüm öyküleri 1983).

Ahmet Muhip Dranas
909 yılında Sinop'un Salı köyünde dünyaya geldi. Ankara Erkek Lisesi'ni bitirdi. Lisedeki edebiyat öğretmenleri Faruk Nafiz Çamlıbel ve Ahmet Hamdi Tanpınar şiir sevgisinin gelişmesinde etkili oldular. Ankara Erkek Lisesi'ni bitirdikten sonra Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde çalıştı(1930-1935). Ankara Hukuk Fakültesi'ne iki yıl devam ettikten sonra İstanbul'a gitti Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne girdi ve burayı bitirdi. Güzel Sanatlar Akademisi Kütüphane müdürlüğü yaptı. Dolmabahçe Resim ve Heykel Müzesi resim yardımcılığında bulundu.
1938'de Ankara'ya döndü ve CHP Genel Merkezi'nde Halkevleri Kültür ve Sanat Yayınları'nı yönetti. Ağrı dolaylarında askerlik görevini yaptıktan sonra Ankara'da Çocuk Esirgeme Kurumu Yayın Müdürü Kurum Başkanı (1957-1960) daha sonra İş Bankası Yönetim Kurulu üyesi oldu. Devlet Tiyatrosu Edebî Kurul Başkanlığı Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. Politikaya atılarak Zafer gazetesinde yazılar yazdı.
Birkaç kez DP'den milletvekili adayı olduysa da seçilemedi. Yayımlanan ilk şiiri Ankara Lisesi'nden Muhip Atalay imzasıyla Milli Mecmua'da çıkan "Bir Kadına" adlı şiirdir 15 Eylül 1926. Sonra kendi imzası ile çeşitli dergilerde şiirler yayımladı.
Çeşitli dergilerde yayımlanan şiirleri 1974 yılında İş Bankası Kültür Yayınları arasında "Şiirler" adı ile çıktı. Ayrıca "Kırık Saz" adlı eseri de çıkmıştır.
21 Haziran 1980'de Ankara'da öldü. Vasiyeti üzerine Sinop'un Salı köyünde toprağa verildi.
Ahmet Muhip Cahit Sıtkı Tarancı ile şiirde ahenge ve sese önem vermişlerdir. Örneğin Kar şiirinde Ahmet Muhip sesi ön plana çıkarırken Olvido adlı şiirinde ne sesi anlama ne de anlamı sese baskın kılmıştır.
Hece şiirinin son kuşağı denilebilecek şairler arasında Ahmet Muhip Dıranas çağcıl Batı şiirine (Baudelaire Verlaine) en yakın kendinden bir iki kuşak sonrası şairler üzerinde az sayıda şiirle bile olsa uzun süre etkili olan bir şairdir. O da hocası Tanpınar gibi az yazmış seyrek yayımlamış şiirlerini şiire başladıktan nerdeyse elli yıl sonra (1974) kitaplaştırmıştır. Gerek Fransız şiiri gerekse kendinden önceki kuşaktan ustaları Ahmet Haşim ve Ahmet Hamdi Tanpınar'dan aldığı etkileri sanatına yedirerek özgün bir şiire ulaşmıştır. Hece ölçüsü sınırlarında kalarak ama durak ve vurgu yerlerini değiştirerek gelenekselde çağdaşlığı yakalayan çağrışım gücü yüksek yurdu insanı ve doğası ile barışık alışılmadık deyiş örgüsüyle unutulmaz şiirler yazmıştır. Şiirlerinde aşk tabiat ölüm hatıralar sığ olmayan bir anlatımla ve düşündürücü boyutlar içinde verilmiştir.
Yayımlanmış kitapları
Yazılar. Adam Yayınları Haziran 1994.
Oyunlar Gölgeler Çıkmaz Finten. Adam Yayınları 1995 İstanbul
Yazılar Toplu Yazıları. YKY 2000 İstanbul
Şiirler. YKY Kasım 2006.
Eserleri:
Şiir
Şiirler (1974)
Kırık Saz (1975 T. Fikret'ten).
Oyun
Gölgeler (1947)
O Böyle İstemezdi(1948 - Bu iki oyun Devlet Tiyatrosu ile İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda oynanmıştır).
Çeviri Oyun
Aptal (1940 - Dostoyevski'den uyarlayanlar F. Neziere / S.W. Bienstock).
İnceleme
Fransa'da Müstakil Resim (1937 - İki Cilt C. Sıtkı ile birlikte).
Şiir çevirileri
Çalar Saat - Charles BAUDELAIRE 1
Cahit Sıtkı Tarancı - (1910-1956)
Diyarbakır'da doğdu. Galatasaray Lisesi'ni bitirdi. Mülkiye Mektebi'nde okudu. Paris'e gitti. ikinci Dünya Savaşı çıkınca geri döndü. Çevirmenlik yaptı. Ağır bir hastalığa yakalandı. Viyana'ya götürüldü. Orada öldü. Ankara'ya getirilip toprağa verildi. Otuz Beş Yaş şiiriyle ün yaptı. Hayat aşk ve ölüm şiirlerinin başlıca temalarını oluşturmaktadır. Ömrümde Sükût Otuz Beş Yaş Düşten Güzel ve Sonrası adlı şiir kitapları bulunmaktadır.
Ziya Osman Saba
Ziya Osman Saba cumhuriyet dönemi şair ve yazarı (30 Mart 1910 İstanbul-29 Ocak 1957 İstanbul).
Yedi Meşaleciler Hareketi'nin kurucularındandır. Şair olarak ün kazanan edebiyatçı küçük hikâye türünde de eserler verdi.
Hayatı
30 Mart 1910 tarihinde İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Binbaşı Osman Bey Paris askeri ateşesi idi. Sekiz yaşında iken annesini kaybetti. Bu kaybın hüznünü hep hisseti ve eserlerine yansıttı. Ziya Osman dokuz yaşında yatılı öğrenci olarak kaydedildiği Galatasaray Lisesi'nden 1931'de mezun oldu.
İlk şiiri 1927'de lise öğrencisi iken Servet-i Fünun'da Ziya imzasıyla yayımlandı. Lisede bir yıl sınıfta kalınca bir alt sınıftaki Cahit Sıtkı ile tanışma fırsatı bulması edebiyat dünyasında ender görülen bir dostluğun oluşmasını sağladı. Dostu Cahit Sıtkı'nın öğrencilik yıllarından itibaren kendisine yazdığı mektupları biraraya getirmesi ile ilk basımı 1957'de yapılan Ziya'ya Mektuplar adlı ünlü kitap oluşmuştur.
1928'de altı lise arkadaşı ile birlikte (Yaşar Nabi Sabri Esat Cevdet Kudret Vasfi Mahir Muammer Lütfi Kenan Hulusi) Yedi Meşale isimli ortak kitap yayımladılar. Ziya Osman kitabın başarısı üzerine Yusuf Ziya'nın desteğiyle çıkarılan ve yayımı sekiz ay süren aynı isimdeki derginin kurucu yazarları arasında yer aldı. Ömrü boyunca topluluğun şiir anlayışına bağlı kalan tek Yedi Meşaleci oldu. Derginin kapanmasından sonra şiirlerini Milliyet ve İçtihat'ta yayımlattı. Varlık Dergisi'nin kurulmasından sonra ise metinlerini orada yayımlatmaya başladı.

Sinir hastası olan kuzenine aşık olan Ziya Osman ailesinin itirazlarına rağmen liseyi bitirdiği yıl onunla evlendi. 12 yıl süren bu evlilik mutsuz ve karamsar olmasına yol açtı. Yüksek öğrenimini 1936'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde tamamladı aynı yıl İstanbul'da askerliğini yaptı.
Hukuk eğitimi sırasında bir yandan da Cumhuriyet Gazetesi muhasebe servisinde çalışan Ziya Osman Saba çalışma hayatına 1938 yılında girdiği Emlak ve Eytam Bankası'nda uzun yıllar devam etti. 1943 yılında ilk eşinden ayrıldı. Aynı yıl Yedi Meşale'den sonra ilk kitabı olan Sebil ve Güvercinler adlı kitabı yayımlandı. ABC Kitabevi'nin yayımladığı kitapta 66 şiiri yer almaktaydı. Ertesi yıl çalıştığı bankada tanıştığı Rezzan Hanım ile evlenerek yavaş yavaş karamsarlığından kurtuldu. Bu evlilikten Orhan ve Osman isimli iki oğlu oldu.
Ziya Osman Saba bankası tarafından Ankara'ya tayin edilmesi üzerine bir süre bu kentte yaşadıysa da İstanbul özlemi nedeniyle 1945 yılında bankadaki görevinden ayrıldı. İstanbul'da Milli Eğitim Bakanlığı Basımevi'nde tashih şefi (düzeltmen) olarak çalıştı. 1947'de ikinci kitabı Geçen Zaman yayımlandı. Varlık Yayınları tarafından basılan bu kitap şairin "Sebil ve Güvercinler" kitabındaki şiirlerle 1943-1946 arasında yazdığı şiirlerin biraraya getirilmesinden oluşuyordu. 1950'de geçirdiği bir kalp krizi nedeniyle bu işi de bırakmak zorunda kalan Saba yaşamının geri kalanında arkadaşı Yaşar Nabi'nin sahibi olduğu Varlık Yayınları'nın kitaplarını evinde basıma hazırlayarak geçimini sağladı.
İlk hikâye kitabı Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi 1952'de yayımlandı. 29 Ocak 1957 günü İstanbul'da bir kalp krizi sonucu Kadıköy'deki evinde hayatını kaybeden şairin Nefes Almak adlı şiir kitabı ile Değişen İstanbul adlı hikâye kitabı ölümünden sonra basıldı.
Eyüp Sultan'daki aile mezarına defnedilmiştir; ancak mezar bugün kayıptır.
Necip Fazıl Kısakürek Şair-Yazar
1904 yılında İstanbul’da doğdu. Çeşitli okullarda bu arada Amerikan Koleji'nde okudu ve orta öğrenimini Bahriye Mektebi'nde yaptı(1922). Bu askeri okulda din derslerini Aksekili Ahmed Hamdi tarih derslerini Yahya Kemal'den görmüş ama asıl anlamda "edebiyat ve felsefeden riyaziyeye ve fiziğe kadar iç ve dış bir çok ilimde derin ve mahrem mıntıkalara kadar nüfuz edebilmiş" dediği İbrahim Aşkî'nin etkisinde kalmıştır.İbrahim Aşkî verdiği kitaplarla onun "deri üstü deri bir plânda da olsa" tasavvufla ilk temasını sağlamıştır.
Kısakürek Bahriye Mektebi'nin "namzet ve harp sınıflarını bitirdikten sonra" Darülfünun Felsefe Bölümü'ne girmiş ve oradan mezun olmuştur (1921-1924). Felsefedeki en yakın arkadaşlarından biri Hasan Ali Yücel'dir. Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile bir yıl Paris'te gitmiştir. (1924-1925). Yurda döndükten sonra Hollanda Osmanlı ve İş Bankalarında memurluk ve müfettişlik gibi görevlerde bulunmuş (1926-1939) Ankara'da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Devlet Konservatuvarı ile İstanbul'da Güzel Sanatlar Akademisi'nde dersler vermiştir (1939-1942). Daha gençlik yıllarında basınla ilişkiye geçen Kısakürek bu tarihten sonra memurlukla ilişkisini kesmiş hayatını yazarlık ve dergicilikten kazanmaya başlamıştır.Necip Fazıl Kısakürek 25 Mayıs 1983 tarihinde Erenköy'deki evinde öldü.Naşı Eyüp sırtlarındaki kabristana defnedilmiştir.
Ödülleri
Necip Fazıl Sabır Taşı adlı oyunuyla 1947 yılında C.H.P. Piyes Yarışmacı Birincilik Ödülü'nü almıştır. Kısakürek'e doğumunun 75. yıldönümü dolayısıyla Kültür Bakanlığı'nca "Büyük Kültür Armağanı" (25 Mayıs 1980) ve Türk Edebiyatı Vakfı'nca "Türkçenin Yaşayan En Büyük Şairi" ünvanını vermiştir.
Yazı Hayatı
Necip Fazıl'ın yayınlanan ilk şiiri Örümcek Ağı adlı kitabına "Bir Mezar Taşı" başlığıyla alacağı "Kitabe" şiiridir ve 1 Temmuz 1923 tarihli Yeni Mecmua'da çıkmıştır. Necip Fazıl hatıralarında "benim de yerim bu el oldu yâhu/ Gençlik bahçesinde sel oldu yâhu" dizeleriyle başlayan bu şiir dolayısıyla Ahmet Haşim'in "Çocuk Bu Sesi nerden buldun sen?" dediğini yazmaktadır. Kısakürek bu tarihten itibaren 1939 yılına kadar Yeni Mecmua Milli Mecmua Anadolu Hayat Varlık gibi dergilerle Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan şiir ve yazılarıyla ününü genişletmiştir.Necip Fazıl 1925 yılında Paris'ten yurda döndükten sonra aralıklı şekilde ama uzun sürelerle Ankara'da kalmış üçüncü gelişinde bazı bankaların da desteğini sağlayarak 14 Mart 1936 tarihinde Ağaç adlı bir dergi çıkarmıştır. Yazarları arasında Ahmet Hamdi Tanpınar Ahmet Kutsi Tecer Mustafa Şekip Tunç'un da bulunduğu Ağaç yeni kapanmış olan Yakup Kadri'nin sahipliğindeki Kadro dergisinin Burhan Belge Vedat Nedim Tör Şevket Süreyya Aydemir ve İsmail Husrev Tökin gibi yazarlarının savunduğu ve dönemin etellektüellerini hayli etkilemiş bulunan materyalist ve marksizan düşüncelerine karşı spiritüalist ve idealist bir çizgi izlemeyi öngörmüştür. Ankara'da altı sayı çıkan Ağaç dergisini Kısakürek daha sonra İstanbul'a nakletmiş ancak dergi 17'nci sayıda kapanmıştır.Ve Büyük Doğu Necip Fazıl 1943 yılında bu defa dini ve siyasi kimliği de olan Büyük Doğu dergisini çıkarmış 1978 yılına kadar aralıklarla haftalık günlük ve aylık olarak çıkardığı Büyük Doğu'da iktidarlara cephe almış yazı ve yayınları yüzünden mahkemelere düşmüş dergi birçok kez kapatılmıştır. Özellikle İslam medeniyetini ve tarihini savunan Necip Fazıl giderek milletimizin sevdiği bir insan olmuştur. Necip Fazıl 1947 yılında Büyük Doğu'nun toplatılması üzerine ayrıca Borazan diye bir siyasi mizah dergisi de çıkarmıştır.
ESERLERİ
Şiir: Örümcek Ağı Kaldırımlar Ben ve Ötesi Sonsuzluk Kervanı Çile Şiirlerim Esselâm Çile Oyun: Tohum Bir Adam Yaratmak Künye Sabır Taşı Para Nami Diğer Parmaksız Salih Reis Bey Ahşap Konak Siyah Pelerinli Adam Ulu Hakan Abdülhamit Yunus Emre.
Roman: Aynadaki Yalan Kafa Kağıdı
Hikaye: Birkaç Hikâye Birkaç Tahlil Ruh Burkuntularından Hikâyeler HikâyelerimHatırat: Cinnet Mustatili Hac O ve Ben Bâbıâli.
· Sembolizm akımı hakkında bir araştırma yapınız.
SEMBOLİZM (SİMGECİLİK)
19.yüzyılın ikinci yarısında parnasizme tepki olarak ortaya çıkmış bir akımdır. Parnasyenler insan duygularına izlenimlere önem vermiyorlardı Onalr için önemli olan gerçekti düşüncelerdi.Sembolistler bu anlayışa karşı çıkmış duygusallığa insanın iç dünyasına yönelmişlerdir. Onalra göre somut varlıklar dış dünya ile insanın duyuları arasında köprü kurmaya yarayan birer simgedir. Çünkü dış gerçek ancak insanın algılayış biçimiyle var olur. Yani insan onu nasıl algılıyorsa öyle değerlendirilir. Sembolistler semboller aracılığıyla dış çevrenin insan üzerindeki etkilerini ve izlenimlerini anlatmışlardır.
Şiiri sessiz bir şarkı olarak tanımlamışlar ve müziği şiirin amacı durumuna getirmişlerdir. Onlara göre şiir düşüncelere değil duygulara seslenmelidir; çünkü şiir bir şey anlatmak için yazılmaz.
Şiirde anlam kapalı olmalıdır ve herkes kendince yorum getirebilmelidir. Sözcüğün anlam değerinden çok müzikal değeri önemlidir. Anlam kapanıklığı ve farklı çağrışımlar yaratabilme amacı bol bol mecaz ve istiarelerin kullanılmasına yol açmış dolayısıyla dil de ağırlaşmıştır.
Gerçeklerden kaçma hayale sığınma çirkinlikleri hayal yardımıyla güzelleştirme bunlara bağlı olarak ortaya çıkan karamsarlık sembolizmin en belirgin özelliklerindendir.
Durgun sular ay ışığı alacakaranlık tan ağartısı perdede gezinen gölgeler ve ölüm başlıca temalarıdır. Lirizm bu anlayışın en önemli ögesi durumundadır.
Parnasyenlerin genellikle “sone” nazım biçimini kullanmalarına karşın sembolistler daha çok serbest nazım biçimlerine yönelmişlerdir.
Başlıca temsilcileri:
Baudelaire Rimbaud Mallarme Verlaine Puşkin
__________________
Atılan Romlardan Forumson Ekibi Sorumlu Değildir Lütfen Cihaz Bilgilerini Okuyup Rom Atınız Cihazınıza
Korax isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-28-2012, 18:33   #7 (permalink)
ForumSon Webmaster

Yasal UyarıArkadaşlar Lütfen Konulara Cevap Yazalım iyi veya Kötü Değerlendirelim Emeğe Saygı!
 
Korax - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgiler
Üyelik tarihi: Jan 2008

Yaş: 31
Mesajlar: 20,087
Konuları: 18418

Tesekkür: 7
270 Mesajina 265 Tesekkür Aldi Üye No: 1
REP Gücü : 1000
REP Puanı : 11717
Korax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond repute
Seviye: 80 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 2788 / 2788
Güç: 6695 / 37849
Deneyim: 66%
İletisim
Korax - MSN üzeri Mesaj gönder

Standart

 

51 SAYFA
Ahenk unsurları

Ölçü
8’li hece ölçüsü
Uyak
-an-ış -le -il -en -iş -şık -ez tam ve zengin kafiye kullanılmış
Redif
-ın -ında - mekteyim
Edebi sanatlar
Teşbih mübalağa teşhis tezat
Yapı Unsurları

Nazım birimi
dörtlük
Nazım birimi sayısı
dört
Uyak şeması
abab cccd eeffghgh
Tema
mutluluk
Nazım türü
Serbest nazım Cumhuriyet devri

2.
Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.

Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil
Rüzgârda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.

Başım sükutu öğüten
Uçsuz bucaksız değirmen;
İçim muradına ermiş
Abasız postsuz bir derviş.

Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim
Mavi masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim.
Şiirde birbiriyle benzerlik oluşturan ses ve sözcükler şiirini ahengini sağlayan unsurlardır. Bu unsurlar akılda kalıcılığı sağlar şiiri daha etkili kılar.
52. sayfa
3. kafiye redif asonas aliterasyon ölçüsü 13 heceirde ahengi sağlayan unsurlardır.
Nazım birimi: dörtlük
Ölçüsü: hece ölçüsü kullanılmış. 13 hece kalıbı
Uyak düzeni: ababcdcdefefghgh….. çapraz kafiye düzeninde yazılmış.
Birim sayısı: yedi
Kafiyeler ve redifler:
1. dörtlük
-sında redif -a yarım kafiye -inin redif -er tam kafiye;
2. dörtlük
-ir - gi ‘ler tam kafiye
3. dörtlük
- en tam kafiye -ele zengin kafiye
4. dörtlük
-ar -ir tam kafiye
5. dörtlük
-mı ve – ler redif -e yarım kafiye -ak tam kafiye
6.dörtlük:
-ları ve-lar redif -an tam kafiye -e yarım kafiye
7.dörtlük:
-en tamkafiye-ye tam kafiye
4. şiirde kullanılan söz sanatları: teşbih teşhis nida istifham
Söz sanatları şiire zenginlik katar anlamı güçlendirir.
5. gazelin dili daha süslü ve daha sanatlıdır. Gazelde kalıplaşmış ifadeler vardır. Cumhuriyet devri Türk şiirinde sade bir dil kullanılır. Konu olarak he iki şiir de bireysel konuları işlemişlerdir. Selam adlı şiir de söz sanatları yönünden zengin bir şiirdir.
6. Örümcek Ağı adlı metin iki birimden oluşmaktadır. Bu birimler birbirine kafiye düzeni ile bağlanmıştır. Şiirin kafiye örgüsü abab cccb şeklindedir. İki dörtlüğü birleştiren başka bir unsur ise şiirin temasıdır.
7.şiirin teması : Sıkıntı ıstırap.
8. Örümcek Ağı adlışiir Necip Fazıl’ın edebi ve fikri yönüyle uyuşmaktadır. Şair çalkantılı bir hayat geçirmiştir. Eserlerinde yaşadığı bu bunalımlı hayatın izleri vardır. Şiirlerinde mistik bir felsefe hâkimdir.

Sayfa 53. 9.soru.


Ruh hallerini ifade eden kelimeler
Doğal görüşlerini ifade eden kelimeler
Ne İçindeyim Zamanın


Zaman rüya mavi ışık derviş aba post sarmaşık….
Tüy hafif baş rüzgar uçan

Selam
Işıktan kuşlar kanat pembe akşam seheri eteklerinin musikisi rüya….
Bir geçmiş uzattığım bu güzel iyi…


Örümcek Ağı

Örümcek ağı ruh sönecek kalbim yırtılıyor çıkamaz göğüs…

Kulağım duvar gün doğunca başka bir….

10. soru. Şiir okunduğunda insana hüzün veriyor. Akşamın kızıllığında batan güneşi seyretmek geçip giden acı tatlı hatıraları çağrıştırıyor.
11. şiirde duygu ve düşünceler semboller vasıtasıyla aktarılmış. Akşam yorgun ölen güneş hüzün yükseliyor siyah örtüsefil cümbüş hazzın kamçısı… gibi ifadeler sembolizmin özelliklerini yansıtmaktadır. Diğer şiirlerde de benzer ifadeler kullanılmıştır.
12. Her üç şiir de insanın ruh halini anlatıyor. Bireysel temalar.



12. Sınıf Dil ve Anlatım Kitabı Cevapları –I. Ünite Yüksek Ökçeler sayfa 47-53


9.etkinlik
a. Olay öyküsü “Maupassant tarzı öykü”
Bu tarz öykülere “klasik vak’a öyküsü” de denir.
Bu tür öykülerde olaylar zinciri kişi zaman yer öğesine bağlıdır.
Olaylar serim düğüm çözüm sırasına uygun olarak anlatılır.
Olay zamana göre mantıklı bir sıralama ile verilir düğüm bölümünde oluşan merak çözüm bölümünde gi-derilir.
Bu teknik Fransız sanatçı Guy de Maupassant (Guy dö Mopasan) tarafından geliştirildiği için bu tür öykülere “Maupassant tarzı öykü” de denir.
Türk edebiyatında bu tarz öykücülüğün en büyük temsilcisi Ömer Seyfettin’dir. Ayrıca Refik Halit Karay Reşat Nuri Güntekin Yakup Kadri Karaosmanoğlu Orhan Kemal Samim Kocagöz Necati Cumalı Talip Apaydın da olay türü öykücülüğünün temsilcileri arasındadır.
b.
* Hikayedeki olay ve kişiler önceden belirlenmiştir.
* Evet bu tür olaylarla gerçek hayatta da karşılaşılabilir.

* Hatice Hanım'ın En sonunda dürüst hizmetçiler bulacağını düşünüyordum fakat hikaye tahmin edemediğim bir sonla bitti.
* Mekan Hatice Hanım'ın Sosyal seviyesini yansıtıyor. Hatice Hanım Zengin biridir. Bu yüzden olay köşkte geçiyor.
* Hatice Hanım köşkteki hizmetçileri hırsızlık ve ahlaksızlık yaptıkları için kovuyor. Rahatsız olmasına rağmen yüksek ökçeli ayakkabıları dürüst bir hizmetçi bulamadığı için giyiyor. Hizmetçilerin yaptığı hırsızlıkları ve yanlışları duymamak ve görmemek için giyiyor.
* Hikayede gerçek dışı abartılara rastlanmıyor.
* Hikayede zaman mekan ve kişiler birbiriyle uyum içindedir. Zengin birinin köşkünde hizmetçilik yapan insanlar ve bunların durumlarına göre aç gözlülük edip hırsızlık yapmaları durumlarına uygundur.
* burada görmeye dayalı değil duymaya dayalı bir gözlem var. Hatice Hanım Mutfağın kapısına gelince gördüğü manzara karşısında gözlerini kapatmıştır.
c. Mapussant Tarzı hikaye seçilmiş olay ve kahramanlar üzerine kurumuştur ( D )
Bu tarz hikayede olay kişi ve mekan ilişkisi okuyucuda gerçeklik duygusu uyandırır ( D )
Hikayenin çekirdeğini oluşturan çatışma ve karşılaşmalar merak uyandıracak şekilde düzenlenir( D)
Hikayenin sonu beklenmedik bir şekilde biter. ( D )
Mekan ve kişi birbiriyle uyumludur rastlantılar görülmez. ( D )
Olaylar kişi ve mekan arasındaki ilişkilerde sebep- sonu ilişkisine önem verilir. ( D )
Hikayelerde sosyal çevre anlatılırken olay ve kişileri belirleyen faktörlere önem verilir. ( D )
Doğal çevre anlatılırken gözlemlerden yararlanılır. ( D )
10. ETKİNLİK
* Olaylar kronolojik bir sıralamaya göre dizilmiş sebep sonuç ilişkisi içerisinde sıralanmıştır.
* metnin anlamı kendisini oluşturan parçaların ortak paydasıdır metin kendini oluşturan birimlerdeki anlamlara indirgenemez.
* Bir edebi metni her okuyan kendine göre bir yorum çıkarabilir. Bu edebi eserin özellikleri arasındadır. Edebi eserler çok anlamlıdırlar.
* Evet her okuyuşta olayın farklı bir yanını görüyoruz.
* metinde açıkça ifade edilmemiş düşüncelerle açıkça ifade edilmiş düşünceler arasında temayı yansıtmaları açısından bir ilgi var. Aynı temayı yansıtıyorlar.( Soru tam açık değil)
* Metinde yaşanılan olay günlük hayatta karşımıza çıkabilecek bir olaydır. Bu yönüyle eser gerçekçidir.
* İnsan hayatta her zaman istediği ve özlediği bir hayatı yaşayamayabilir Hatice Hanım’da bunu görüyoruz. Öyle zamanlar olur ki kendinizi hayatın akışına bırakmak zorunda kalırsınız.
11. etkinlik
* Mapussant tarzı hikayelerde üçüncü tekil şahıs anlatıcı kullanılır. Anlatıcı olayı adım adım takip eder. Her şeyi görür bilir.
* Hikayede ilahi bakış açısı anlatıcı kullanılmıştır. Anlatıcı olayı baştan sona her yönüyle bilen biridir. Kahramanların kafalarının içinden geçenleri de bilir.
* Hikayenin sosyal bozulma olarak değerlendirilecek küçük bir anekdotta yalıda çalışan ve çalışmak için alınan hizmetkarların hırsızlık yapmalarıdır. Hatice Hanım’ ın yüksek ökçeli ayakkabıları bu anekdotun hikayenin başında ortaya çıkmasını engellemiştir. Batı hayranlığının timsali olan yüksek ökçeli ayakkabılar ne zaman terk edilmiş o zaman da yalı içerisinde görülen diğer aksaklıklar Ömer Seyfettin’in üzerinde durduğu önemli temalar haline gelir.
Bu çalkantılarda zamanla etkilenen Hatice Hanım’ da artık gözünün görmediğinden vicdanım rahat düşüncesi ile eski hayatına tekrar geri döner . Hikayenin teması sosyal çarpıklıklardır.
· Hikayede olay parçaları mekan ve kişiler bir bütün oluşturarak temanın somutlaşmasını sağlamışlardır.
· Tema yazıldığı dönemle ilişkilidir. O dönemde bozulan toplumsal yapıyı ortaya koyar.
· Evet olayın zamanı açıkça olmasa da belirlenebilir. “On üç yaşında evlenmiş eşi öleli on yıl olmuş. Dokuz yıldrır hizmet eden sadık hizmetçiler”” ifadeleri zamanı gösteriyor.
b.
c……..
ç..Bizim yazdığımız hikayeyle Ömer Seyfettin’in yazdığı hikaye açıklık akıcılık duruluk yönünden aynı olamaz.
12. etkinlik
a. "GENÇ KALEMLER" ve "YENİ LİSAN" Milli Edebiyat akımını asıl başlatanlar Selanik'te çıkardıkları Genç Kalemler dergisiyle Ömer Seyfettin Ali Canip Yöntem ve Ziya Gökalp'tir. 1911 de yayımlanan Genç Kalemler'in ilk sayısında yer alan ve Ömer Seyfettin tarafından yazıldığı düşünülen "Yeni Lisan" başlıklı makale bu edebiyatın bildirgesi gibidir. Yeni Lisan makalesinde milli bir dil ve edebiyattan söz edilmektedir. Milli Edebiyat hareketi öncelikle bir dil hareketi olarak ele alınmıştır. Dergi yazarları ilk olarak dilin millileştirilmesiyle işe başlarlar. Sade Türkçenin bir dava olarak ele alınması ilk kez bu dergide ortaya konmuştur. "Milli Edebiyat" terimi de yine ilk defa bu dergide kullanılmıştır.
Genç Kalemler daha önce Manastır'da Hüsn ve Şiir adıyla 1909 yılında 8 sayı çıkan bir derginin devamı ve 2. cildi olarak çıkmaya başlamıştır. Genç Kalemler dergisi ilk sayısından son sayısına kadar başmakalelerini temel hedefi "yazı dilini konuşma diline yaklaştırmak" ve böylece "yazı dili ve konuşma dili ikiliğini ortadan kaldırmak" olan "Yeni Lisan" meselesine ayırdığı gibi diğer sütunlarını da bu konu etrafındaki tartışmalara ayırmış meseleyi tam bir ciddiyet ve ısrarla yürütmeye çalışmıştır.
Genel amaçları şöyledir:
• Dil sade olmalıdır.
• Ulusal kaynaklara ve yurt sorunlarına eğilmek gereklidir.
• Şiirde yalnız hece ölçüsü kullanılmalıdır.
Edebiyat dilinin o zamana kadar tamamen Arapça ve Farsçanın hâkimiyeti altında "yapma bir dil" olduğu inancında olan Genç Kalemler sanatçıları Edebiyat-ı Cedide ve Fecr-i Ati üyelerini "dillerinin yabancılığından dolayı" şiddetle eleştirmişler ve daha geniş halk kitlelerine seslenmek imkânını sağlayacağı ve böylece medeni kalkınmaya da yardım edeceği için sadece edebi değil aynı zamanda sosyal bir dava saydıkları "Yeni Lisan" davasının gerçekleştirilmesi için birtakım ilkeler belirlemişlerdir.
Bu ilkeler aynı zamanda Milli Edebiyat'ın dil anlayışı olarak kabul edilmiştir.

b. Ömer Seyfettin Batılaşmanın yanlış değerlendirilmesi sonucu toplumda meydana gelen kültürel ve ahlaki bozulmayı ve bunun yanlışlığını ortaya koymaya çalışmıştır. Bu yüzden daha çok ahlaki ve milli değerlerimizi ön plana çıkaran eserler vermiştir.


Sayfa 60
ÖLÇME - DEĞERLENDİRME

A.
1. Söz sanatları ve imgeler şiirin çok anlamlılığını sağlar. Duygu ve düşünceler daha etkili bir şekilde sunulur.
2. Saf (öz) Şiirin Özellikleri
•Sanatın form sorunu olduğuna inanan bu şairler için önemli olan iyi ve güzel Şiir yazmaktır. Bu anlayışla kendilerine özgü özel imge düzeni oluştururlar.
•Özgün ve yaratıcı olan bu imgeler dilin mantığına uygun ve dilin anlam alanını genişletip dile yeni olanaklar sunacak bir yapıya sahiptir.
•Dilde saflaşma düşüncesi kendini rahat şiir yazma şeklinde başat öğe olarak gösterir.
•Şiirsel söylemin zirvesine ulaşmak düşüncesiyle dilin yücelişi paralellik gösterir.
•Şiiri soylu bir sanat olarak kabul eden bu şairlerde düşsel ve bireysel yön ağır basar .
•İçsel ve bireysel bir yaklaşımla evrensel insan tecrübesini dile getirirler.
•Şiirde biçim endişesi duyan bu şairlerde dize ve dil baş tacıdır.
•Disiplinli çalışarak mükemmele varan halis şiir yazma endişesi kendisini hissettirir.
•Şairlerde sembolizm akımının izleri görülür.
•Gizemselcilik bireyselcilikruh ölüm masal mit temaları yoğun olarak işlenir.


Saf Öz Şiir
Sanatın form sorunu olduğuna inanan bu şairler için önemli olan iyi ve güzel Şiir yazmaktır bu anlayışla kendilerine özgü özel imge düzeni oluştururlar özgün ve yaratıcı olan bu imgeler dilin mantığına uygun ve dilin anlam alanını genişletip dile yeni olanaklar sunacak bir yapıya sahiptir dilde saflaşma düşüncesi kendini rahat şiir yazma şeklinde başat öğe olarak gösterir şiirsel söylemin zirvesine ulaşmak düşüncesiyle dilin yücelişi paralellik gösterir
Şiiri soylu bir sanat olarak kabul eden bu şairlerde düşsek ve bireysel yön ağır basar .içsel ve bireysel bir yaklaşımla evrensel insan tecrübesini dile getirirler
Şiirde biçim endişisesi dua-yan bu şairlerde dize ve dil baş tacıdır.disiplinli çalışarak mükemmele varan halis şiir yazma endişesi kendisini hissettirir
şairlerde sembolizm akımının izleri görülür.
gizemselcilik bireyselcilikruh ölüm masal mit temalarının yogunca işlendiği bu şiirler zeka ve bilincin disipliniyle bütünleştirilerek yazılmıştır
ÖZ (SAF)ŞİİR Temsilcileri ve Özellikleri
Saf şiir anlayışı Paul Valery’nin şiirde dili her şeyin üstünde tutan görüşünden hareketle Batı edebiyatından Paul ValeryStephane Mallerme ve Divan şiirinin biçimci yapısından bir hayli etkilenen şairlerimizde (Ahmet Haşim Yahya Kemal Beyatlı Ahmet Hamdi Tanpınar Cahit Sıtkı Tarancı Ahmet Muhip Dıranas Behçet Necatigil Asaf Halet Çelebi Necip Fazıl Kısakürek Özdemir Asaf Fazıl Hüsnü Dağlarca Ziya Osman Saba) görülen ortak zevk ve anlayışa verilen addır.
•Türk edebiyatında “Saf Şiir” eğilimi Ahmet Haşim’in “Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar” adlı makalesiyle (Türk edebiyatında ilk poetika örneği kabul edilir.) başlar.
• Sanatın bir form sorunu olduğuna inanan bu şairler için önemli olan iyi ve güzel şiir yazmaktır.Bu anlayışla kendilerine özgü özel bir imge düzeni oluştururlar.Özgün ve yaratıcı olan bu imgelerdilin mantığına uygun ve dilin anlam alanını genişletip dile yeni olanaklar sunacak bir yapıya sahiptir.Dilde saflaşma düşüncesikendini rahat şiir yazma şeklinde başat öğe olarak gösterir.Şiirsel söylemin zirvesine ulaşmak düşüncesiyle dilin yücelişi paralellik gösterir.
• Şiirde her türlü ideolojik sapmanın dışında kalarak sadece okuyucuda estetik haz uyandıran şiir yazma eğilimibu şairleri her türlü mektepleşme eğiliminin dışında kalıp müstakil şahsiyetler olarak şiir yazmaya yöneltmiştir.
• Şiiri soylu bir sanat olarak kabul eden bu şairlerde düşsel(hayali) ve bireysel yön ağır basar.İçsel ve bireyci bir yaklaşımla evrensel insan tecrübesini dile getirirler.
• Saf şiir anlayışında estetik tavır ön plandadır.Bu anlayıştaki şairler didaktik bilgiden uzak durup;bir şey öğretmeyi değilmusikiyle ya da musikinin çağrıştırdığıuyandırdığı imgelerle insanın estetik duyarlılığını doyurmayı amaç edinirler. Kısacası bu şairler şiirde anlama fazla önem vermezler. Anlaşılmak için değil ;duyulmak hissedilmek için şiir yazarlar.
• Şiirde biçim endişesi duyan bu şairlerde dize ve dil baş tacıdır. Disiplinli çalışarak mükemmele varan halis şiir yazma endişesi kendini hissettirir.
• Gizemselliksimgecilikbireysellikruhölümmasal rüyamit temalarının yoğunca işlendiği bu şiirler zekâ ve bilincin disipliniyle bütünleştirilerek yazılmıştır.

A.
1. birinci boşluk…..ahenk unsurları….
2……. Öz Şiir….
B. Aşağıdaki cümlelerin başına yargılar doğru ise D yanlış ise Y getiriniz.
1.D 2. D 3. Y
C.1. b . Mehmet Akif Ersoy
2. E Şiirin toplumsal ve ideolojik bir görevi vardır.
3.A. " Bir tren gelir her gün bu saatte
Aralıksız öter düdüğü"
__________________
Atılan Romlardan Forumson Ekibi Sorumlu Değildir Lütfen Cihaz Bilgilerini Okuyup Rom Atınız Cihazınıza
Korax isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Tags
12, edebiyat, kitabı, sınıf


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
11 sınıf edebiyat kitabı cevapları - Öğretmen Kitabı Korax Türk Dili ve Edebiyat 5 09-17-2012 19:20
9.Sınıf Edebiyat Kitabı Tüm Cevapları ||Mamet21|| Türk Dili ve Edebiyat 0 11-05-2011 12:38
10.Sınıf Edebiyat Kitabı Tüm Cevapları (2011-2012) ||Mamet21|| Türk Dili ve Edebiyat 0 11-05-2011 12:35
10. sınıf edebiyat kitabı etkinlik cevapları 2012 Korax Türk Dili ve Edebiyat 0 09-27-2011 08:30
11.Sınıf Edebiyat Kitabı Etkinlik Cevapları 11.Sınıf Edebiyat Kitabı Etkinlik Cevap Yaso Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk) 3 11-12-2009 19:47


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:36 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.3
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.

Website Statistics
Toplist
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir, yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız doganinternet@hotmail.com email adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to doganinternet@hotmail.com

DMCA.com